Şirk nedir ve kısımları nelerdir

Şirk; ‘şerike’ fiilinin mastarıdır. Ortaklık, ortak olmak anlamlarına gelir. İslamî terim olarak ise şirk, Allah’a (cc) zatında, isim ve sıfatlarında, her hangi bir şeyi veya bir kimseyi O’na denk tutmak, ortak etmek, Allah’tan başkasının da Allah’ın (cc) vasıflarında olabileceğine inanmak gibi anlamlara gelmektedir. Allah’a (cc) ilahlık vasıflarında herhangi bir yaratılmışı denk tutan, O’na vasıflarında ortak koşan kişilere ise ‘müşrik’ denilmektedir.

‘’ Şirk; Allah’ın; zatında, sıfatlarında, hükmünde, uluhiyet, ibadet veya mülkünde ortağı, dengi bulunduğuna inanmak ve bunu benimsemektir. Küfür nasıl imanın zıddı ise, şirk de tamamen Tevhidin zıddıdır.’’ (Hanefî ulemasına göre şirk ve sebepleri, s; 10)

‘’Şirk; Allah’a (cc) zatında, sıfatlarında ve fiillerinde ortak ve denk tanımaktır…’’ (Tevhid Risaleleri-2, Muhammed b.Abdulvehhab, s; 62)

‘’Teysiru’l-Azizi’l-Hamid isimli eserin yazarı şöyle diyor; Şüphesiz bu, böyledir. Çünkü şirk, en çirkin kötülük ve en büyük zulümdür. Çünkü şirk, alemlerin Rabbi olan yüce Allah’a hakarettir, tamamen O’na ait olan bir hakkı başkasına vermek ve başkasını O’na denk tutmaktır…’’ (Ebû Hanife’nin İtikat Esasları, s; 234)

Bu kavramda yine insanların geneli tarafından yanlış manalandırılan kavramlardandır. Genelde insanlar şirk denilince, Allah’ı inkar etmek, O’nu yok saymak gibi sonuçlar çıkartmışlardır. Fakat şirk, Allah’ı inkar değil aksine kişinin inandığı, kabul ettiği Allah’a eş tutmak, O’nun vasıflarını O’ndan başkasında da görmek demektir. Şirk, Kur’an-ı Kerimin üzerinde ısrarla durduğu bir kavramdır. Tevhid ve şirk mücadelesi Nuh (as) döneminden Muhammed (sav) dönemine kadar süre gelmiştir. Kendilerine Peygamber gönderilmiş olan insanların hiçbirisi Allah’ı inkar eden, O’nu kabul etmeyen insanlar değil, Allah’a ortak koşan yani şirk işleyen insanlar olmuştur.

‘’Ve dediler ki: Sakın ilâhlarınızı bırakmayın; hele Ved’den, Suvâ’dan, Yeğûs’tan, Ye’ûk’tan ve Nesr’den asla vazgeçmeyin!’’ (Nuh: 23)

Bu ayette geçen isimler, Nuh’(cc)ın dönemindeki müşriklerin salih zatlar diye adlandırdıkları putlarının isimleridir. Evliya olarak bilinen bu kişiler öldükten sonra, insanlar Allah’a yaklaşmak adına onların heykellerini yapmış ve onları Allah ile kendi aralarına aracılar edinmişlerdir. Bu insanlar, Allah’a (cc) yaklaşmak gibi iyi bir niyeti, şirk olan amel ile uyguladıklarından dolayı müşrik olmuşlarıdır.

Buhari’de geçen bir haberde İbn Abbas (ra) bu ayet hakkında şunları söylemiştir; ‘’Bunlar Nuh kavminin salih kimselerinin adlarıdır. Onlar ölünce şeytan onların oturduğu yerlere putlar dikip onların adlarını vermelerini ilham etti. Onlar da bunu yaptılar. Bunlar ölene kadar o putlara tapılmadı ama sonra bu bilgi kaybolunca onlara tapınılmaya başlandı.’’

Yine Resulullah (sav) döneminde ki Mekke müşrikleri, Allah’a (cc) inanır ve O’na bir takım ibadetleri de ederlerdi. Fakat aynı zamanda da Allah’a (cc) şirk koşarlardı. Onların bilinen en büyük şirklerinden biriside şu ayette anlatılmaktadır:

‘’Dikkat et, hâlis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp kendilerine bir takım dostlar edinenler: Onlara, bizi sadece Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz, derler. Doğrusu Allah, ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve inkârcı kimseyi doğru yola iletmez.’’ (Zumer: 3)

Evet Mekke müşriklerinin elleri ile yaptığı putlarının ne amaçla kullanıldığı ayette bildiriliyor: Onlara, bizi sadece Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz, derler. Görüldüğü gibi bu ayet aynı zamanda birçok insanın şirk kelimesinden anladığı manayı yalanlamakta. Çünkü bu ayetteki müşrikler inandıkları Allah’a yaklaşmak için bu ameli uygulamaktaydılar. Dolayısı ile müşriklerin, şirk koşanların Allah’ı inkar ettiklerini söylemek batıl bir iddia olur.

‘’Onların çoğu, ancak ortak koşarak Allah’a iman ederler.’’ (Yusuf: 106)

Tevhid Allah’ı birlemektir. O’nun vasıflarında, isim ve sıfatlarında, zatında hiçbir ortağının olmadığına inanmaktır. O’nun vasıflarını hiç kimseye vermemek ve bunu iddia edenleri inkar etmektir. Şirk ise tevhidin zıttıdır. Allah’ın vasıflarına, isim ve sıfatlarına ortak olmak, birilerini, bir şeyi ortak etmek, O’ndan başkasının da O’nun özelliklerine haiz olduğuna inanmaktır. Şirk o kadar büyük bir zulümdür ki, insanın tüm iyi amellerini de boşa çıkartır. Örneğin bir kişi namaz kılsa, oruç tutsa, zekat verse, her yıl hacca gitse, hayır hasenat yapsa fakat bunun yanında da hayatında bir adet şirk bulunsa, işte bu bir adet şirk o kişinin tüm ibadetlerini, iyiliklerini geçersiz kılmakta ve bu şirk itikadı kişinin üzerinde bulunduğu sürece hiçbir iyi ameli kendisinden kabul görülmemektedir.

‘’Şüphesiz sana da senden öncekilere de şöyle vahyolunmuştur ki: Andolsun Allah’a ortak koşarsan (şirk işlersen), amellerin mutlaka boşa gider ve hüsranda kalanlardan olursun!’’ (Zumer: 65)

‘’Lokman, oğluna öğüt vererek: Yavrucuğum! Allah’a ortak koşma! Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür, demişti.’’ (Lokman: 13)

Zumer suresi 65. Ayetin tefsirinde Mevdudi şöyle der:‘’Müşriklerin işledikleri iyi ameller bile, onlara ahirette bir yarar sağlamayacaktır. Çünkü şirk suçunu işlemeleri, hayat boyunca yaptıkları tüm amelleri boşa çıkaracaktır.’’

Vehbe Zuhaylî ise şöyle der: ‘’ Farz-ı muhal, Peygamberler dahi şirk koşacak olursa, bu şirk onların amelini bile boşa çıkaracağına göre, Peygamberlerden başkalarının şirki, onların amellerini öncelikle boşa çıkarır. Nitekim Allah Teala şöyle buyurmaktadır: ‘’Eğer ortak koşsalardı, yaptıkları şeyler hiç olur giderdi.’’ (Enam: 88)’’

Bunun yanında kişi tövbe edip halini düzetmediği sürece şirk üzere ölürse, ebediyen cehennemde kalacaktır. Çünkü Allah (cc) şirki asla affetmez ve şirk üzere ölen kişiye cenneti haram kılar.

‘’Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını, (günahları) dilediği kimse için bağışlar. Allah’a ortak koşan kimse büyük bir günah (ile) iftira etmiş olur.’’ (Nisa: 48)

‘’Biliniz ki kim Allah’a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram kılar; artık onun yeri ateştir ve zalimler için yardımcılar yoktur…’’ (Maide: 72)

O halde şirk nedir? Hangi ameller şirk kapsamı içerisine girer? Şirk kavramını ehli sünnet alimlerinin de üzerinde ittifak ettiği şekilde üç kısma ayırarak izah etmeye çalışalım:

Büyük şirk: Bu bir şeyi Allah’a denk tutmak, Allah’ın vasıflarının farklı şeylerde de olduğuna inanmak, o şeyi Allah’ın hükümlerinin önüne geçirmek, Allah’ın yasak ve serbestlerini gözetmeksizin O’ndan başkasına boyun eğerek itaat etmek, Allah’ın kanunlarını yetersiz görmek ve O’ndan başkasının kanunlarına bağlanmak gibi ameller büyük şirk türündendir.

Bu şirk türü, kişinin mazeretini kabul etmez ve kişiyi İslam milletinden çıkartarak müşrik konumuna sokar. Tövbe ederek halini düzeltmeyen kişi bu hal üzere ölürse, ebediyen cehennemliklerden olur. Şimdi büyük şirke (Allah’a ortak koşmak) kısaca bazı örnekler verelim:

Hakimiyet Şirki: Kişinin Allah’ın (cc) indirdiği hükümler ile hükmetmemesi, Allah’ın (cc) şeriatini inkar etmemek dahi olsa, onu bir kenara bırakarak yerine farklı hükümler ile hükmetmesi büyük şirk kapsamına girer. Bu neden şirk yani Allah’a (cc) ortak koşmak anlamına gelir? Çünkü Allah (cc) Kur’an-ı Kerimde, yarattığı kullarına bu vasfın yalnızca kendisine ait olduğunu bildirmiştir. Allah (cc) insanı yaratmış ve hayatları ile alakalı nizamı, emir ve yasakları kitabında belirlemiştir. İnsanlara da farklı kanunlar çıkartmak yerine bu kanunlara uymalarını, bu kanunları uygulamalarını emretmiştir. Allah (cc) insanı yaratmış, ona şekil vermiş, tüm nimetleri onun için yaratmış ve insanı bu nimetlerden faydalandırmış, bunun sonucunda ise yarattığı bu insana hayatı ile alakalı belli kanunlar koymuştur. İçki yasaktır, zina yasaktır, faiz yasaktır, kumar yasaktır gibi… Birileri kalkarda bu devirde bunları nasıl yasaklarız, zaman gelişim ve teknoloji çağı, bizim kanunlarımızda insanların yararına, gibi düşünce ve görüşlerle (bunları demese bile) Allah’ın (cc) kanunlarını hükümsüz bırakarak yerine farklı kanunlar ile hükmetmesi, O’nun yasakladıklarını serbest, serbest bıraktıklarını ise yasaklaması Allah’ın (cc) hükümranlık/egemenlik yetkisine ortak olmak yani şirk işlemek anlamına gelir.

‘’Bilesiniz ki, yaratmak da hükmetmekte de O’na mahsustur.’’ (Araf: 54)

‘’Hüküm sadece Allah’a aittir.’’ (Yusuf: 40)

”…Allah, hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez.” (Kehf; 26)

‘’Hüküm koyma yetkisi, sadece ve sadece Allah’ın olmalıdır. İlahlığının her şeye egemen olması gereğince hüküm, sadece Allah’a özgüdür. Zira egemenlik ilahlığın niteliklerindendir. Egemenliğin kendisine ait olduğunu ileri süren, ister bir birey, bir sınıf, bir parti, ister bir grup, bir ulus, isterse uluslararası bir örgüt şemsiyesi altında tüm insanlar olsun- ilahlığın nitelikleri noktasından herkesten önce Allah’a savaş açmış demektir. İlahlığın baş niteliği durumundaki egemenlik noktasında yüce Allah’a savaş açan ve egemenliğin kendisine ait olduğunu ileri süren, yüce Allah’ı apaçık bir biçimde inkâr etmiştir. Böyle bir kimsenin kâfir olduğu noktasında dinin kesin hükmü için, sadece bu ayetteki ifade bile yeterlidir!’’

(Seyyid Kutub Fî Zilâli’l-Kur’ân: c.6 s.262)

Şeyhul islam İbn Teymiyye’de Fetvalarında şöyle demektedir; İster Müslümanlar, ister kafirler, ister fütüvvet ehli kimseler, ister atıcılar, ister ordu, ister fakirler, isterse başka kimseler olsun, Allah’ın mahlukatının hiçbiri arasında, kimse Allah ve Resulünün hükmü dışında kalan bir hükümle hükmedemez.

(İbn. Teymiyye, El-Akidetu’l Vasıtıyye, s;376,377)

Evet hüküm, kanun koyma yetkisi, egemenlik yalnızca Allah’a aittir ve bu O’nun bir ilahlık vasfıdır. Bir kişi veya kurum, kuruluş, parti, sistem vs… bu yetkiyi kendisinde de görürde Allah’ın kullarına farklı kanunlar ile hükmederse, Allah’ın bu vasfına ortak olmuş ve bu konuda Allah’a ortak koşarak şirk işlemiş olur. Bunu yapan kişiler istedikleri kadar Müslüman olduklarını söylesinler, istedikleri kadar Allah’a ibadet içerikli amelleri sunsunlar hüküm değişmez. Yukarıda açıkladığımız gibi şirk, kişinin tüm iyi amellerini boşa çıkartarak sahibini müşrik yapan bir olgudur.

Dua etme, yardım dileme, medet umma şirki: Bugün insanların üzerinde bulunduğu büyük şirk’e örnek olacak amellerden biriside, kişinin Allah’tan başkasına dua etmesi, Allah ile kendi arasına aracılar koyması, Allah’tan başkasından medet umması, yardım dilemesi gibi amellerdir. Kişi gerçekten iyi niyetle bunları yapsa da, amacı gerçekten Allah’a yaklaşmak olsa da, şirk olan bir amelle ne Allah’a yaklaşılır, nede bu amel ile Allah razı edilir. Kişinin niyeti önemli olsa da, bu niyete bağlı olarak işlenen amelde önemlidir.

‘’Dikkat et, hâlis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp kendilerine bir takım dostlar edinenler: Onlara, bizi sadece Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz, derler. Doğrusu Allah, ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve inkârcı kimseyi doğru yola iletmez.’’ (Zumer: 3)

Bu ayette Allah (cc), Mekke müşriklerinin içerisine düştükleri bir şirk türünü bizlere açıklamaktadır. Mekkeli müşrikler, salih zatların, Allah dostları dedikleri kişilerin elleri ile yaptıkları heykellerine ayette geçtiği üzere Allah’a (cc) yaklaşmak gibi iyi bir niyet ile yönelerek onları Allah (cc) ile kendi aralarına aracılar tayin ediyor ve o heykelleri kendilerini Allah’a (cc) yaklaştıran birer vasıta olarak görüyorlardı. Görüldüğü gibi iyi olan bir niyeti, şirk olan bir amel batıl bir hale getirmekte ve Allah (cc) katında böyle bir ameli geçersiz kılmaktadır. Bu ayete çeşitli tefsir kitaplarından bakalım:

Mevdudi şöyle der: Mekkeli kâfirler ve genelde tüm müşrikler, “Biz başka kimselere yaratıcı oldukları için kulluk etmiyoruz. Biz sadece Allah’ı yaratıcı olarak kabul ediyor ve O’na itaatte bulunuyoruz. Ancak O’nun yüce makamına doğrudan ulaşamadığımız için, arada bulunan mübarek zatlara dua ediyor ve dualarımızı Allah’a çabucak ulaştırsınlar diye onlara müracaatta bulunuyoruz” demektedirler.

Kurtubi şöyle der: Katade dedi ki: Müşriklere Rabbiniz ve yaratıcınız kimdir? Gökleri ve ye­ri kim yaratmıştır? Semadan su (yağmur) indiren kimdir? diye sorulduğunda, Allah diyorlardı. Bu sefer onlara: Peki putlara ibadetinizin anlamı nedir? de­nilince, şöyle cevab veriyorlardı: Bizi Allah’a yakınlaştırsınlar, O’nun nezdinde bize şefaat etsinler diye.

Elmalılı Hamdi Yazır şöyle der: İyi bil ki, hâlis din ancak Allah’ındır. Hiçbir şirk karşılığı olmaksızın temiz ve halis tevhid dini, tam mânâsıyla şüphesiz din. Halis ibadet ve taat ancak Allah’a yapılır ve yapılmalıdır. Bunun doğruluğunu meydana çıkarmak için buyruluyor ki O’nun berisinden birtakım veliler edinenler de, Allah denince kendisinden daha ilerisi, daha yükseği, daha ötesi mümkün olmayan en mükemmel zat denilmiş olduğu için, Allah’ın üstünde bir ilâh iddiasına kalkışılması bahis konusu olamaz. Şirk koşanlar, hep O’ndan aşağılardan birtakım veliler, koruyucular tutmak isterler. İsterler ama O’ndan başka velilere, emir sahiplerine tutunanlar, gerek “İlahları, bir tek ilâh mı yapmış?” (Sâd, 38/5) diyenler gibi putlara, gerek meleklere ve gerekse İsâ gibi şerefli kullara ilâh diye sarılanlar “Biz onlara ancak, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.” demektedirler. Böyle diyerek tutunmaktadırlar. Demek ki şirk batıldır. Mabudluk, yalnız Allah’ın hakkıdır. Halis din ancak Allah’ındır.

Maalesef günümüz insanlarının bir çoğu niyetlerinin iyi olduğu vehmi ile Allah’ı bırakarak ölülerden, kabirlerden veya Allah (cc) dostları diye isimlendirdikleri kişilerden iş, rızık, çocuk, musibetlerin giderilmesi gibi yalnızca Allah’ın verebileceği şeyleri istemekte, dualarında Allah ile kendi aralarına aracılar koymakta, sıkıntılı anlarında yetiş ya rabbi demek yerine yetiş ya şeyh gibi Allah’tan başkasından imdat dilemekte ve bunlar gibi şirk olan fiilleri işlemekteler. Bu yapılanların tamamı, kişinin yalnızca Allah’a yapması gerektiği ibadet eylemleridir ve bir başkasına veya başka şeylere yapıldığı takdirde, bu amel sahibini Allah’a ortak koştuğundan dolayı müşrik konumuna sokar. Allah’tan başkasından yardım dilemek şirktir sözümüzün açıklaması şudur: insanların yapabileceği konularda örneğin boğulmak üzere olan bir kişinin yanındaki kişiye yetiş, beni kurtar demesi mubah olan bir yardım dilemedir. Fakat bu kişinin yanındaki birisinden değil de, kendisini duymayan, görmeyen canlı veya cansız Allah dostu diye nitelendirdiği kişilere yetiş ya şeyh, yetiş ya fulan gibi çağrıda bulunarak yardım dilemesi şirk olan bir ameldir ve sahibini müşrik yapar.

”Allah’ı bırakıp da sana ne fayda ve ne de zarar verebilecek olan şeylere yalvarma. Eğer böyle yaparsan, şüphesiz ki sen zâlimlerden olursun.”(Yunus;106)

‘’Allah’ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek şeylere dua edenden daha sapık kim olabilir? (Oysa) onlar, bunların dualarından habersizdirler.’’ (Ahkaf: 5)

”O, Allah’ı bırakıp, kendisine ne faydası, ne de zararı dokunacak olan şeylere yalvarır. Bu, (haktan) büsbütün uzak olan sapıklığın ta kendisidir.” (Hac;12)

”Allah’tan başkasına dua ettikleri şeyler, bir şey yaratamazlar. Onlar, kendileri yaratılmışlardır.” (Nahl;20)

”Rabbiniz şöyle buyurdu; Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü Bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşşağılanarak cehenneme gireceklerdir.” (Mumin; 60)

İtaat şirki: Allah’tan başkasını teşri ve hükümde yetki sahibi kabul etmek, O’nun kanunları dışında farklı kanunlara bağlanmak, itaat etmek, desteklemek bu türdendir. Kim Allah’tan başkasına, O’nun izin vermediği konularda şeriat belirleme, kanun koyma, emretme ve nehyetme yetkisi veriyorsa bu kişi Allah’a ortak koşan bir müşrik konumuna girer.

‘’Hüküm ancak Allahındır.’’ (Yusuf: 40)

‘’O hükmüne kimseyi ortak kabul etmez.’’ (Kehf: 26)

Alimlerine, şeyhlerine Allah’ın yasakladığı konuları serbest yaptıklarında edilen itaatte bu kabildendir.

‘’(Yahudiler) Allah’ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını); (hıristiyanlar) da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesîh’i (İsa’yı) rabler edindiler. Halbuki onlara ancak tek ilâha kulluk etmeleri emrolundu. O’ndan başka tanrı yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden uzaktır.’’ (Tevbe: 31)

Bu ayetin tefsirini Resulullah (sav) Tirmizi’de geçen bir hadiste açıklamış ve Allah’ın yasakladığı şeyleri serbest, serbest bıraktığı şeyleri yasaklayan önderlere, liderlere, din adamlarına itaat etmek, onlara ibadet anlamına gelmek olduğunu bizlere bildirmiştir.

‘’Biliniz ki yaratmakta hükmetmekte Allah’a mahsustur.’’ (Araf: 54)

Bu ayette ise Allah, yaratıkları üzerinde tek söz sahibi, kanun koyucu, kanunlarına tek boyun eğilecek olan merci olduğunu bildirmiştir. Dolayısı ile bunun başkasına nisbet edilmesi asla mümkün olacak bir şey değildir. Yarattıkları üzerine yegane tasarruf sahibi olan ancak Allah’tır. Allah (cc) kendi kitabı, kanunları ile hükmetmeyen her yöneticiye kafir hükmünü vermiştir.

‘’Kim Allah’ın kitabı ile hüküm vermezse, işte onlar kafirlerin ta kendileridir.’’ (Maide: 44)

Bu kafir olan yöneticilere, dini veya siyasi liderlere itaat etmeninde müşriklik olduğunu yine bildirmiştir:

‘’ Eğer onlara uyarsanız şüphesiz siz de Allah’a ortak koşanlar olursunuz.’’ (Enam: 121)

”Demokrasi” denen yönetim biçimide bu katagoriye girer. Demokrasi, seçimle gelen bir meclisle veya başka bir kurumla temsil edilen ”çoğunluk egemenliği”dir. Bu meclis veya onun yerini tutan kurul, ya hiçbir kayıt ve şarta bağlı olmaksızın veya bazı ülkelerde anayasa ile sınırlı olarak dilediği gibi kanun koymaya yetkili sayılır. Anayasada başkaca hiçbir merciin emrine bağlı kalmaksızın kendi görüş ve düşüncelerini yansıtan çoğunluk tarafından ortaya konur. Böyle bir şey, kanun koyma, helal etme ve haram kılma yetkisini doğrudan doğruya insanlara vermektir ki buda şirktir.

(Said Havva, Şehadet, s; 121,122)

Sevgide şirk: Kişinin herhangi bir şeyi veya bir başkasını Allah’ı sever gibi sevmesi, Allah’tan daha fazla sevmesi de bu kabilden olan bir şirk türüdür. Sevgi yönelmeyi, itaat etmeyi, saygı duymayı, boyun eğmeyi içerisinde barındırır. Dolayısı ile hiçbir şeyin, hiçbir kişinin sevgisi, Allah’a olan sevgi ile eşit tutulmaması gerekmektedir.

‘’İnsanlardan bazısı Allah’tan başkasını Allah’a (haşa) eşler ve benzerler edinir de onları, Allah’ı sever gibi severler. İman edenler ise daha çok Allah’ı severler.’’ (Bakara, 165).

Korkuda şirk: Allah’tan başkasının zarar veya fayda sağlayacağına inanarak Allah’tan korkar gibi veya O’ndan daha fazla korkmak. Örneğin bir kişinin bir otoriteden, yöneticiden korktuğundan dolayı vacip olan amelleri terk etmesi, Allah’tan başkasının da O’nun vasıflarına haiz olduğuna inanılarak oluşan korku bu türdendir.

‘’ İnsanlardan korkmayın, benden korkun.’’ (Maide: 44)

Fakat yırtıcı hayvanlardan, ani olaylardan veya kişiyi Allah’a itaatten alıkoymayan korku, şirk değil aksine fıtri olan korkudur.

“Etrafını kollayarak, korkuyla oradan ayrıldı.” (Kasas: 21)

Niyet ve maksatta şirk: Bu şirk türü ise kişinin, Allah’ın rızasını gözetmeksizin herhangi bir dünyevi çıkar adına işlemesi sonucunda ortaya çıkar.

“Kim dünya hayatının ve onun çekiciliğini isterse, onlara yapıp ettiklerini onda tastamam öderiz ve onlar bunda hiç bir eksikliğe uğratılmazlar. İşte bunlara, Ahiret’te kendileri için ateşten başkası yoktur. Onların dünyada bütün işledikleri boşa çıkmıştır ve yapmakta oldukları şeyler de geçersiz olmuştur.” (Hud: 15, 16)

Küçük şirk: Bu şirk türü ise kişiyi İslam’dan çıkartmadığı gibi tevhide zarar verir ve büyük şirke kapı açar. Küçük şirk işleyen kişinin büyük şirke düşmesi olası bir durumdur. Bu şirk türünü de kendi içerisinde üç bölüme ayırarak kısaca açıklamaya çalışalım inşallah.

Kavlî şirk: Bu şirk türü kişinin dili ile işlediği bir uygulamadır. Mesela Allah’tan başkası adına yemin etmek bu türden olan bir şirktir.

Sa’d b. Ubeyde (r.a.)’den rivâyete göre, İbn Ömer bir adamın “Kâbe’ye yemin olsun ki hayır” dediğini işitince şöyle dedi: “Allah’tan başkası adına yemin edilmez. Resulullah (s.a.v.)’den işittim şöyle diyordu: Kim Allah’tan başkası adına yemin ederse kafir veya müşrik olmuş olur.” (Tirmizi, 1535; Müslim, Eyman: 1; Ebû Dâvûd, Eyman: 4)

Veya bir kimsenin diğerine; Allah ve sen dilersen, bu Allah’ın ve senin sayende oldu, ben Allah’a ve sana sığınıyorum, benim için sadece Allah ve sen varsın gibi sözler ile o konuda Allah’ın isminin ardından ona bağlayarak bir başkasının ismini zikretmesi bu türden olan bir şirktir. Bazen bu sözler, söyleyene ve maksadına göre büyük şirk de olabilir.

İbn Abbas (ra) anlatıyor: Bir adam Resulullah (sav)’a; ‘’Allah’ın dilediği ve senin dilediğin’’ deyince Resulullah (sav) buyurdu ki; ‘’Sen Allah’a ortak koştun. Allah tek başına diler.’’ (Buhari, Edebu’l Müfred, s; 328)

Fiilî şirk: Belanın kaldırılması ve def edilmesi için halka ve ip gibi benzeri şeyler takmak, nazardan, gözden koruması için nazarlık ve muska türü şeyler takmak bu türden olan şirktir. Allah (cc) bu tür şeyleri bu musibetlerin def edilmesi için birer sebep vesilesi kılmamıştır. Fakat bu gibi şeylere tamamen bağlanarak yalnızca bu maddelerin tasarrufuna inanarak bağlanmak, belayı ve musibeti tamamen bunların def ettiğine itikat etmek ise büyük şirke girer.

İmran b. Husayn el-Huza’î (ra)’den rivayet edilmiştir. Resulullah (sav), bileğine sarı alaşımdan bir halka geçirmiş olan bir adam gördü. Ona; ‘’bu nedir?’’ diye sordu. Adam; ‘’bana cesaret verip, kuvvetimi arttıran şeydir’’ dedi. Resulullah (sav); ‘’Çıkart onu. O yalnız senin aczini arttırır. Şayet o üzerindeyken ölseydin asla felah bulamazdın.’’ buyurdu.

Yine imam Ahmed’in Ukbe b. Amir el- Cühenî (ra)’den merfu olarak rivayet ettiği hadiste, Resulullah (sav): ‘’Kim üzerine bir nazarlık takınırsa Allah ona afiyet vermesin. Kim kendisini korusun diye bir şey takınırsa, Allah onu korumasın.’’ diye dua etmiştir.

Başka bir rivayette ise Resulullah (sav): ‘’Kim nazarlık vb. bir şey takınırsa şirk koşmuş olur.’’ buyurmuştur. (Kitabu’t-Tevhid, s; 55, 56)

Gizli şirk: Buda niyette riyâkârlık olan şirk türüdür. Mesela ne güzel namaz kılıyor desinler diye namaz kılma şeklini düzeltmesi, eli açık ve cömert desinler diye infak etmek, sesi güzel desinler diye Kur’an okuması, cesur ve yiğit desinler diye cihad etmesi gibi. Riyâkârlık sonucu işlenen hiçbir amel kabul görülmemekte ve boşa çıkmaktadır.

‘’Artık her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, iyi iş yapsın ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın.’’ (Kehf: 110)

Ebu Hureyre (ra)’den merfu olarak rivayet edilen hadis de şöyledir: ‘’Allah Teala buyurdu ki; ‘ Ben, ortaklığa ihtiyaç duymaktan uzak olan varsa, onların bundan en uzak olanıyım. Kim bir amel işlerde onda başkasını benimle ortak ederse, kendisini ve şirkini terk ederim. (karşılıksız bırakırım)’ (Kitabu’t-Tevhid, s; 174 Müslim, 2985/46)

Ebu Sa’id el-Hudrî (ra)’den gelen bir başka merfu rivayette de Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: ‘’Dikkat edin size; sizler için Mesih Deccal’den bana göre çok daha kaygı verici olanı haber vereyim mi?’’ Elbette ey Allah’ın Rasulü. dediler. Şöyle buyurdu: ‘’O, gizli şirktir. Kişi kalkıp namaz kılar ve orada bakıp kendisini gören biri olduğu için, namazını daha güzel kılmaya koyulur.’’ (Kitabu’t-Tevhid, s;175 Ahmed b. Hanbel, 3/30. İbn Mace, 4204)