İnsanlar tek bir ümmetti. Allah onlara, müjdeleyen ve uyaran Peygamberler gönderdi. İnsanların ihtilafa düştükleri hususlarda araların­da hüküm vermeleri için, o peygamberlerle beraber hak kitap indirdi.

Bismillahirrahmanirrahim

Elhamdülillahi Rabbil Alemin,

Salat ve selam âlemlere rahmet olan Peygamberimiz Muhammed Mustafa (sav)’e, ailesine, ashabına ve kıyamete kadar onun yolundan gidenlerin üzerine olsun.

TABERİ TEFSİRİ

Bakara 213.ayet

İnsanlar, topluca bir dine tabi olan tek bir ümmetti. Fakat sonra ihtilaf ve ayrılığa düştüler. Allah onlara Resuller ve Nebiler gönderdi. Onlar, Allah’a itaat edenleri bol sevap ve güzel bir sonuç ile müjdelediler. Allah’a isyan edenleri ise şiddetli bir azap ve çetin bir hesapla uyardılar. Allah, din hususunda ihtilafa düştükleri konularda insanlar arasında hüküm versinler diye o Peygamberlerle beraber Tevratı da indirdi. Yahudilerin Tevrat hususunda ihtilaf etmeleri, onu bilmemelerinden değildi. Bilakis onlara, Tevratın hak kitap olduğuna dair delil­lerin ispatlanmasından sonra, liderlik kavgası yüzünden bile bile inatlaşmalarındandı. Allah, yardımı ve ilmiyle, iman ehlini, dostu olan İbrahim’in dinine tabi olmaya muvaffak kıldı. Allah, yaratıklarından dilediğine sağlam yolu gösterir. Onları hakka ve doğruya yöneltir.

Müfessirler bu âyette zikredilen “Tek bir ümmet”ten kimlerin kastedil­diği hakkında farklı görüşler zikretmişlerdir.

a- Abdullah b. Abbas ve Katadeden nakledilen bir görüşe göre bu âyette zikredilen “Tek bir ümmed’ten maksat, Hz. Âdem ile Hz. Nuh arasında yaşayan ve on nesil devam eden ümmettir. Bunlar, Hz. Nuha kadar hak şeriat üzere tek bir ümmet olarak yaşamışlar, Hz. Nuh’tan sonra ihtilafa düşmüşler, Allah da bunlara, müjdeleyici ve uyarıcı Peygamberler göndermiştir. Bu izaha göre “Üm­met” kelimesinden maksat “Tek din üzerinde birleşen insanlar” demektir. Bu hususta başka bir âyet-i kerimede “Eğer Allah dileseydi sizi tek bir ümmet ya­pardı.. [Maide suresi, 5/48
] buyurulmaktadir.

b- Mücahide göre bu âyette zikredilen “İnsanlar” kelimesinden maksat, Hz. Âdem, “Ümmetten maksat da “Hayırlarda önder” demektir. Buna göre âyetin mânâsı şöyledir: “Adem, hak din üzere idi ve soyu için bir imamdı, Al­lah, onun evlatlarından müjdeleyici ve uyarıcı Peygamberler gönderdi.” Bu âyetteki “Ümmet” kelimesinin, hayırlarda Önder mânâsına geldiğini şu âyetteki aynı mânâya gelen “Ümmet” kelimesi de pekiştirmektedir. ”Şüphesiz ki İbra­him, Allaha boyun eğen, hakka yönelen bir ümmetti (Önderdi)” [Nahl suresi, 16/120]

c- Übey b. Kâ’b ve İbn-i Zeyd’den nakledilen diğer bir görüşe göre bu âyette zikredilen “İnsanlar”dan maksat, Hz. Âdemin sulbünden zerrecikler ha­linde çıkarılan insanlar, “Ümmet’ten maksat ise “Tek din” demektir. Yani, Al­lah teala, Hz. Âdemi yarattıktan sonra onun sulbünden insanları zerrecikler ha­linde çıkarmış ve onlara “Ben sizin rabbiniz değil miyim?” demiş onlar da, hep birlikte “Evet, sen bizim rabbimizsin.” demişler, böylece tek din üzere olmuşlar­dır. Fakat daha sonra dünyaya gelince Allah’a verdikleri söze bağlı kalmamışlar, ihtilafa düşmüşler Allah da onlara müjdeleyici ve uyarıcı Peygamberler gönder­miştir.

d- Abdullah b. Abbastan nakledilen başka bir görüşe göre, bu âyetten maksat şudur: “İnsanlar önceleri tek bir ümmetti ve hak din üzere idiler. Allah onlara, müjdeleyici ve uyarıcı Peygamberler göndermişti. Daha sonra ihtilafa düştüler.”

Taberi diyor ki: “Âyeti doğru şekilde tefsir etmek şöyle olur.” Allah teala bu âyet-i kerimede, kullarına bildirdi ki, insanlar önceleri tek bir ümmet idiler ve tek bir din üzere idiler. O da hak din idi. Fakat daha sonra ihtilafa düştüler. Allah da onlara, müjdeleyen ve uyaran Peygamberler gönderdi. İnsanların, tek din üzere oldukları vakit, İkrime, Abdullah b. Abbas ve Katadenin dediği gibi Hz. Âdemle Hz. Nuhun arası olabilir. Mücahidin dediği gibi Hz. Ademin sul­bünden gelecek insanların, zerrecikler halinde çıkarılıp kendilerine hak din arzedildiği zaman da olabilir. Bu hususta kesin delil olacak herhangi bir delil yok­tur. O halde âyeti umumi bir şekilde izah etmek daha isabetli olur. Bu vaktin hangi vakit olduğunu bilmek veya bilmemek, Allaha bir itaat sayılmayacağın­dan bizlere herhangi bir zarar vermez.

Âyet-i kerimede zikredilen “Kitap”tan maksat, Tevrattır. Yahudilere apa­çık mucizeler geldikten sonra sırf birbirlerine karşı azgınlıklarından ve liderlik kavgasından dolayı, Allah’ın hükümleri hakkında ihtilafa düştüler. Fakat Allah, Hz, Muhammede iman eden müminleri, Yahudilerin, hakkında ihtilaf ettikleri konularda, Hz. Muhammede gönderdiği bilgilerle aydınlığa kavuşturdu. Yahu­dilerin, aralarında ihtilafa düştükleri şeyler, kıble, oruç tutma, haftanın tatil gü­nü, Hz. İbrahim’in Yahudi veya Hristiyan olması, Hz. İsa’nın Peygamberliği vb. şeylerdir, bu hususta İbn-i Zeyde diyor ki: “Ehl-i Kitap, kıble hakkında ihtilaf ettiler. Bazıları doğuya doğru bazıları da Kudüse doğru namaz kılarlar. Bize ise Allah kıbleyi gösterdi. Onlar, oruç hakkında da ihtilafa düştüler. Bazılan günün sadece bir kısmında oruç tutarlar bazıları da gecenin bir bölümünde oruç tutar­lardı. Allah bize, orucun ne olduğunu gösterdi. Onlar, haftanın tatil günü olan Cuma gününde de ihtilafa düştüler. Yahudiler, Cumartesi gününü, Hristiyanlar da Pazar gününü tatil edindiler. Allah bize de o tatil gününün Cuma günü oldu­ğunu gösterdi. Ehl-i Kitap, Hz. İbrahim hakkında da ihtilâf ettiler. Yahudiler; “O Yahudidir.” dediler. Hristiyanlar da “O Hristiyandır” dediler. Allah onu bu iftiralardan arındırdı. Onun, hakka yönelen bir Müslüman olduğunu ve iddia et­tikleri gibi müşriklerden olmadığını bildirdi. Ehl-i kitap, Hz. İsa hakkında da ih­tilafa düştüler. Yahudiler onun Allah’ın bir sözü değil bir iftira olduğunu söyle­diler. Hristiyanlar ise onun rab olduğunu iddia ettiler. Allah bize, onun hakkın­da doğruyu bildirdi. İşte ehl-i kitabın, haklarında ihtilaf ettikleri ve Allah’ın da, biz iman edenlere bildirdiği şeyler bunlardır.

Âyet-i kerimenin sonunda: “Allah, dilediğini doğru yola iletir.” duyurul­maktadır. Bu âyetin bu bölümü, hak ehlinin şu sözünün doğru olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. “Kullar üzerinde bulunan her nimet, dinleri hususunda olsun dünyaları hususunda olsun Allah’tandır. [Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri]