Filistin’in İslam Tarihinde ki Yeri ve Önemi

Ümmetin gündeminden düşmemesi gereken lakin VEHNe kapılıp gidilmesinden dolayı arada bir hatırlanan Filistin meselesinin gündemde kalması gereklidir.Bu yüzden Filistin’in İSLAM için önemini belirtelim.Bilenler için hafızalarımızı tazeleyelim ,bilmeyenler için öğrenmek adına vesile olalım.

Bismillahirramanirrahim
;

İsmini, M.Ö 12. yüzyılda kavimler göçüyle birlikte deniz yoluyla bölgeye gelen Filistler’den alır. Bu coğrafya tarih öncesi devirlerden itibaren çeşitli kavimlerin buralara gelip yerleşmesine, muhtelif istilalara ve fetihlere maruz kalmıştır. Bu durumun iki önemli sebebi vardır.  Birincisi bölgenin Arap coğrafyası içinde sahip bulunduğu stratejik konumudur. İkincisiyse, Yahudilik, Hristiyanlık ve Müslümanlığın bu bölge de doğup gelişmesinden ötürü içerisinde bu dinlerin hepsi için kutsal olan yerler barındırmasındandır.

Filistin  aslında, Suriye ile Mısır, Akdeniz ile Şeria nehri arasında kalan topraklardır. Şeria nehrinin döküldüğü Ölüdeniz olarak da adlandırılan Lut gölü Filistin’in doğu sınırını belirler. Filistin toprakları coğrafi bakımdan Akdeniz kıyı şeridi, kuzeyden güneye doğru uzanan dağ silsilesinin bulunduğu orta Filistin ve en doğuda da Şeria vadisi olmak üzere üç parçaya ayrılır.

Peygamberimizin Miraca çıkma hadisesi İslam tarihinde önemli bir yeri bulunan Filistin’de İslamiyet’in yayılması için başlatılan faaliyetler Asr-ı saadet’e kadar uzanır. Ebu Bekir(r.a) halife seçilir seçilmez derhal bir komutanını Filistin’in fethiyle görevlendirdi. Müslümanlar önce Gazze üzerine yürüdüler.  Gazze valisinin kumanda ettiği düşman ordusunu yenilgiye uğratarak şehri ele geçirdiler. Müslümanların kısa sürede Güney Filistin’i fethedip ilerlemeleri üzerine Bizans imparatoru Herakleios kardeşi Theodoros kumandasındaki büyük bir orduyu Filistin’ e sevk etti. İki ordu karşı karşıya geldi ve savaş İslam ordusunun zaferiyle sonuçlandı (634). Bu zaferle Filistin ve Suriye’nin kapıları Müslümanlara açıldı ve hemen arkasından Sebastiye, Nablus, Lut, Yübna. Arnvas gibi şehirler fethedildi.

Bilhassa Bizanslıların dumura uğratıldığı Yermük Savaşı’nın (636) Filistin’in tarihinde önemli bir yeri vardır. Müslümanlar bu zaferle birlikte bölgede daha sağlam bir şekilde tutundular ve Kudüs’e ulaşarak şehri kuşattılar. Halkın aman dilemesi üzerine Halife Ömer(r.a), Patrik Sophronius başkanlığındaki Kudüs heyetini kabul ederek onlara cizye ve haraç ödemeleri şartıyla bir ahidname verdi. Böylece Kudüs barış yoluyla fethedilmiş oldu (637).

Filistin, Halife-i Raşidin  döneminden sonra Emeviler, Abbasiler, Tolunoğulları, Ihşidler, Fatımiler, Karmatiler, Artuk Beyliği, Haçlılar, Eyyubiler, Memlukler idaresinde kaldı. Ülke, Yavuz Sultan Selim zamanında Mercidabık Muharebesi’nden ( 1516) sonra Osmanlı idaresine girdi. Kanuni Sultan Süleyman döneminde bölgenin fethi tamamlandı.

Filistin ,İsrail Ve Siyonizm Belası

Yeryüzünün farklı bölgelerinde çeşitli ülkelerin vatandaşı olarak yaşayan Yahudilerin kendilerine ait bir devlet çatısı altında bir araya gelmeleri düşüncesi, yaşadıkları ülkelerde karşı karşıya kaldıkları baskı ve ayrımcılıkla yakından bağlantılıdır.

17.yüzyıl başlarında Rusya’da Yahudilere yönelik şiddet hareketleri, Siyonizmin doğmasında önemli rol oynamıştır. 1882’de Leo Pinsker, anti-semitizmin Avrupa toplumundan kolaylıkla silinemeyeceği ve Yahudilerin eşitliğinin kabul edilmeyeceği inancıyla, Batı toplumunun değişmesini beklemektense, Yahudilerin kendi kaderlerine sahip çıkıp, bağımsız bir devlet kurmaları gerektiğini savunmuştur.

Pinsker Yahudi Devletinin Filistin dışında da kurulabileceği düşüncesini kabul etmemez. Buradan yola çıkarak Pinsker’in fikirlerinden etkilenen ilk Siyonistler, Sion Aşıkları Derneği’ni kurarak, Filistin’deki yerleşimlerde yaşamak üzere küçük gruplar halinde örgütlenmişlerdir. 1882-1903 yılları arasında, ilk Aliyah (göç dalgası) olarak adlandırılan göç hareketini başlatmışlardır.

Siyonizmin ideolojik temelini ise 1896’da yazdığı Yahudi Devleti kitabıyla Theodore Herzl atmıştır. Siyonizme açıkça ifade edilmiş siyasal bir hedef sağlayan Herzl’in çabalarıyla 1897’de Basel’de toplanan ilk Siyonist Kongresinde, Filistin’de Yahudi halkı için hukuken tanınan bir yurt sağlama hedefi benimsenmiş ve Dünya Siyonist Örgütü’nün kurulmasına karar verilmiştir

Siyonistlere, Filistin üzerindeki emellerinin uluslararası toplum tarafından tanınması fırsatını sağlayan gelişme, İngiltere’nin Birinci Dünya Savaşı yıllarında Rusya’yı savaşta tutmak, Amerika’nın savaşa katılmasını çabuklaştırmak ve Almanya’yı içerden zayıflatma planıdır.

İngiltere ile Siyonistler arasındaki yakınlaşma, 1917de Balfour Deklarasyonu’nun ilanına giden yolu açmıştır. Kasım 1917’de yayınlanan Balfour Deklarasyonu ile İngiltere, Filistin’de bir Yahudi milli yurdunun kurulmasını kabul ettiğini duyurmuştur. Böylece Siyonizm ve Basel’de toplanan Siyonist Kongre’nin İsrail Devleti fikri somut olarak Filistin’e yönelmiştir.

1922 yılında İngiltere Filistin’de manda yönetimi kurulduğunu ilan etmiştir. 19. Yüzyılda kurulan bu yönetimle birlikte Filistin’e doğru bir Yahudi göçü başlamıştır. Bölgeye göç eden Yahudiler Filistin’den toprak satın almışlardır. Bu dönemde, Filistin’e göç eden Yahudiler ile yerli halk arasında bir takım gerginlikler baş göstermiştir.

Sosyo-Kültürel Doku

Filistin devletinin resmi dili Arapçadır. Osmanlı döneminde de olduğu gibi Filistin’in demografik çoğunluğunu Müslüman Araplar oluşturmaktadır. 1880’de nüfusun %87’sinin, 1890’da %85’inin, 1914’te ise %83’ünün Müslüman olduğu görülür. Filistin’in sosyolojik yapısı Osmanlı Devleti’nin egemenliğinin zayıflaması ve İngilizlerin bölgeye yerleşmeleri ile gerçekleşmiştir.

Birinci Dünya Savaşı sonunda 1917 ve 1918 yıllarında Mısır üzerinden saldırıya geçen İngiliz kuvvetlerinin Kudüs’ü ele geçirmesi ile Filistin’in tarihi tamamen değişmiş, köklü bir değişimin ilk nüveleri baş göstermiştir.

Siyasi ve İdari Yapı

Kendisini üniter yarı-başkanlıkla yönetilen bir cumhuriyet olarak tanımlayan Filistin Devleti, İsrail işgali, saldırısı ve ambargoları nedeniyle tam olarak bir devlet otoritesine sahip değildir.  Ülke, 1994 yılında yapılan Oslo Barışıyla kurulan Filistin Ulusal Yönetimi tarafından idare edilmektedir. Başlangıçta geçiş dönemi olarak öngörülen 5 yıl için oluşturulmuş olan FUY, Filistin’in şehir merkezlerinde güvenlik ve vatandaşlık yetkileriyle taşrada yalnızca vatandaşlık yetkilerine sahiptir. Dış dünyadan aldığı uluslararası yardımlarla ayakta duran FUY, Ocak 2006’da HAMAS’ın parlamentoda çoğunluğu almasıyla dış yardım alamamış, İsrail’den almakta olduğu gümrük ve KDV vergilerinin ödenmesi durdurulmuştur.

FUY tarafından yaptırılmış olan Gazze Uluslararası Havaalanı İsrail operasyonları sırasında yıkılmış, Gazze şeridinde açtıkları liman da benzer bir sebeple işler hale gelememiştir. Filistin’in dış dünyayla fiziki bağlantısını sağlayacak bir ulaşım noktasının bulunmaması ülke ekonomisini tahrip etmektedir.

İnsani Durum

Filistin sınırları 50 yıldır İsrail devletinin işgali altındadır. İşgal altındaki Filistin topraklarında 4.8 milyon kişi korunma riski altında. Bunlardan toplam nüfusun %37,5’ini oluşturan 1,8 milyonu acil korunmaya muhtaç. 265 bin Filistinli çocuğun k psikolojik desteğe ve koruma altına alınmaya ihtiyacı var. 1.200 Filistinli erkek çocuk işgalci İsrail güçleri tarafından tutuklandı. Batı Şeria’da tutuklanmış olan bu 1.200 çocuğun hukukî desteğe ihtiyacı var. 2016 yılında işgalci güçler tarafından Batı Şeria’da 91 Filistinli öldürülürken 3.022 kişi yaralandı. Öldürülenlerin 24’ü çocuktu. Gazze’de ise 2016 yılında 3’ü çocuk olmak üzere 8 kişi öldürüldü. Batı Şeria’da yaşayan 350,000 kişi İsrail’in yeni yerleşim yerleri açma bahanesi ile yerlerinden edilme ve şiddete uğrama tehlikesi ile karşı karşıya. Gazze’de İsrail tarafından evleri yıkılan 100 bin kişi bölge içerisinde çeşitli yerlere göç etti.  Yerinden edilmiş bu 100 bin kişinin 37,500’ü acil olarak barınağa muhtaç durumda.

Yorumlar