Besmele ne demektir ?

Besmele ne demektir ? Besmele, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Sahabe-i Güzin Allah’ın kitabına besmele ile başlamışlardır ve bilginler Besmele’nin Neml sûresinin bir âyeti olduğunda ittifak etmişlerdir. Ancak her sûrenin başlangıcında veya başında yazılan besmelenin; sûrelerin başlangıcında, başlı başına bir âyet olup olmadığı, ya da her sûreden bir âyet olup olmadığı konusunda ihtilâf etmişlerdir. Veya besmelenin sadece Fâtiha’da âyet sayılacağı konusu ihtilaflıdır. Selef ve halef bilginlerince besmelenin âyet mi olduğu, yoksa sûrelerin arasını ayırmak için mi yazıldığı konusu ihtilaflıdır.

Ebu Dâvûd Sünen’inde sahih bir isnâdla Abdullah İbn Abbâs (r.a.)’dan nakleder ki; Rasûlullah (s.a.) sûreleri ayırmayı bilmezdi, nihayet besmele nazil oldu ve öğrendi.

İbn Huzeyme’nin sahihinde Ümmü Seleme (r.a.)’den nakledilir ki; Rasûlullah (s.a.) namazda fâtiha’nm başındaki besmeleyi okumuş ve onu âyet saymıştır. Dârekutnî de Ebu Hüreyre’den merfû‘ olarak bu hadîsi nakleder. Benzer bir rivayet Hz. Ali ve İbn Abbâs’tan da menkûldür.

Besmelenin Tevbe sûresinin dışında, sûrelerin başında yer alan bir âyet olduğunu nakledenler arasında İbn Abbâs, İbn Ömer, Ebu Hüreyre ve Hz. Ali de, tabiînden Atâ, Tâvûs, Saîd İbn Cübeyr, Mekhûl ve Zührî de bulunmaktadır. Abdullah İbn el-Mübârek, Şafiî, Ahmed İbn Hanbel de bu görüştedirler. Bir rivayete göre İshâk îbn Râhuveyh, Ebu Übeyd Kasım İbn Sellâm da bu görüştedirler.

İmâm Mâlik ve Hanefîler, besmeleyi fâtiha’dan bir âyet saymadıkları gibi, diğer sûrelerde de âyet olarak kabul etmezler. Şafiî’den nakledilen bir kavle göre besmele fâtiha’da âyettir, diğer sûrelerde ise âyet değildir. Diğer bir rivayete göre İmâm Şafiî her sûrenin başında besmeleyi âyet olarak kabul etmiştir ki bu iki görüşte ğarîbtir.

Besmelenin namazda açıktan okunup okunmayacağı konusu da bu şekilde teferruatlıdır. Şafii merhum, besmelenin Fatiha ile ve zammı sure ile açıktan okunmasını öngörür. Bu görüş sahabeden, tabiinden ve müslümanların selef ve halef imamlarından bir grubun mezhebidir. Sahabe’den Ebu Hüreyre, İbn Ömer, İbn Abbas, Muaviye; Fatiha’-dan ve zammı sureden önce besmeleyi açıktan okumuşlardır. İbn Abd el-Berr ve Beyhaki de Hz. Ali’den böyle naklederler. Hatib ise dört Halife (Ebubekir, Ömer, Osman, Ali (r.a.))’den bunu naklederse de bu nakil ğaribtir. Bunların hücceti, besmelenin Fatiha’nın bir kısmı olmasıdır. Diğer kısımları gibi onun da açıktan okunması gerekir.

Nesei Sünen’inde ve İbn Hüzeyme ile İbn Hibban sahihlerinde, Hakim Müstedrek’inde Ebu Hüreyre (r.a.)’den nakleder ki; o namaz kılmış ve açıktan besmeleyi okumuştur. Namazdan sonra, ben sizin içinizde namazı Rasulullah’ın namazına en çok benzeyen kişiyim demiştir. Darekutni, Hatib, Beyhaki ve diğerleri de bunu sahih kabul etmişlerdir. Ebu Davud, Tirmizi, İbn Abbas’tan naklederler ki; Rasulullah (s.a) namaza besmele ile başlarmış. Hakim Müstedrek’inde İbn Abbas’tan naklederek der ki ;Rasulullah (s.a.) besmeleyi açıktan okurdu. Ardından bu hadisin sahih olduğunu söyler.

İmam Şafii ve Hakim de Müstedrek’inde Enes’ten nakleder ki«Muaviye Medine’de namaz kılmış ve besmeleyi terketmiştir. Muhacirlerden orada bulunanlar bu duruma karşı çıkmışlar. İkinci defa namaz kılınca besmele çekmiştir.»

Diğer fakihler ise namazda besmelenin açıktan okunmayacağı görüşündedirler. Bu görüş dört halife’den (Ebubekir, Ömer, Osman, Ali (r.a.)) Abdullah İbn Muğaffil, tabiinin selefinden bir taife ile haleften bir taifeden nakledilen görüştür. Ebu Hanife’nin, Sevri’nin ve Ahmed İbn Hanbel’in de mezhebi bu görüştedir. İmam Malik’e göre; besmele ne gizli, ne de açık olarak hiçbir şekilde okunmaz. Malikiler delil olarak Müslim’in Sahihinde Hz. Aişe (r.a.)’den nakledilen şu hadise dayanırlar. (Hz. Aişe (r.a.) diyor ki:) Rasulullah (s.a.) namaza tekbir ile başlar ve okumaya elhamdü ile devam ederdi.»

Buhari ve Müslim’in sahihlerinde nakledildiğine göre; Enes İbn Malik der ki, «Ben Hz. Peygamberin, Ebubekir’in, Ömer’in ve Osman’ın arkasında namaz kıldım. Bunlar namaza Elhamdü ile başlıyorlardı.» Müslim’in ifadesine göre kıraetin başında ve sonunda besmeleyi hiç zikretmiyorlardı. Buna benzer rivayetler Sünen kitaplarında Abdullah İbn Muğaffil’den nakledilir. Bu görüş merhum ve mezkur imamların da esas dayanağıdır. Ancak görüşler birbirlerine yakındır çünkü hepsinin icmaına göre namazda besmeleyi açıktan veya gizlice okuyan kişinin namazı sahihtir, şüphesiz ki hamd ve minnet Allah’a mahsustur.

Medine, Basra ve Şam, kurra ve fukahası besmele‘nin, hem Fatiha’dan hem de diğer surelerden bir ayet olmadığı kanaatindedirler. Onlara göre, sırf sureleri ayırmak ve değerli bir işte Allah’ın adının anılmasıyla başlanması gibi, sureleri okumaya da teberrüken besmele ile başlanması için yazılmıştır. Ebu Hanife —Allah’ın rahmeti onun üzerine olsun— ve ona uyanların mezhebi budur. Bu sebeple onlar namazda Fatiha’yı açıktan okumazlar. Mekke ve Küfe kurra ve fukahasına göre, besmele hem Fatiha’dan bir ayettir, hem de her sureden bir ayettir. Şafii ve arkadaşları da —Allah onlara rahmet etsin— aynı görüştedirler. Bunun için de açıktan besmeleyi okurlar ve derler ki selef-i salihin besmeleyi mushafa yazmışlardır. Halbuki onlar Kur’an’dan olmayanı Kur’an’dan çıkarmakla emrolunmuşlardı. Bunun için de Amin’i fatihanın sonuna yazmamışlardır. Eğer besmele Kur’an’dan olmasaydı onu da yazmazlardı. İbn Abbas’dan nakledilir ki, kim besmeleyi terk ederse Allah’ın kitabından 114 ayeti terketmiş olur.

Besmele, bütün milletlerin alışageldiği tabirlerdendir. Nitekim araplar herhangi bir şeyi devlet adamı veya kabile reîsi için yapmak isteyince ve kendini bütünüyle ona nisbet edince falanın adına bu işi yapıyorum der ve o emîrin yahut devlet reisinin adını zikrederlerdi. Çünkü bir şeyin ismi onun delili ve unvanıdır. Şayet ben bir işi yapıyorsam ve bu yaptığım iş, onu emreden hükümdar olmadığı takdirde gerçekleşmesi mümkün olmayan bir iş ise; derim ki bu iş falanca sultânın adına yapılmaktadır, onun unvanını taşımaktadır ve eğer o olmasaydı ben bu işi yapamazdım. İşte Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla işime başlarım demekle onun adına iş yaparım demek isterim. Yaptığım iş kendi adıma başlı başına yapılmış değildir, iş onun işidir. Sanki ben şöyle demekteyim; bu iş Allah içindir, benim onda hiçbir payım yoktur. Bir başka şekil de şöyledir : Bu işi meydana getiren kudret Allah Teâlâ’dır. Allah o kudreti bana vermemiş olsaydı ben bir şey yapamazdım ve bu iş benden sâdır olmazdı. Yaptığım iş ancak ve ancak Allah adınadır, kendi adıma değildir. Eğer o bana bu işi yapma gücünü vermemiş olsaydı ben de onu yapamazdım. Nitekim besmele’nin anlamı Rahman ve Rahim lafzı ile tamamlanmaktadır. Ben, öyle bir iş yapıyorum ki, o iş kendi adıma olmayıp Allah Teâlâ adınadır. Çünkü ben güç ve yardımı ondan istiyorum ve onun bana lütfederek yardımcı olmasını diliyorum. Eğer O’nun yardımı bulunmasaydı, ben bu işi yapamaz ve yerine’ getiremezdim.