AHİRETTE İNSANIN YAPTIKLARINA ŞAHİTLİK EDECEK OLANLAR

Kul, âhirette hesâba çekilirken, yanında şahitler de bulunacaktır. Zira kâfirler ve fâcirler, dünyada olduğu gibi huzûr-i ilâhîde hesâba çekilirken de inkâr ve îtirazlarına devam ederler. O zaman Cenâb-ı Hak onların ağızlarına mühür vurur ve diğer âzâlarına konuşmalarını emreder.

ORGANLARIN ŞAHİTLİĞİ İLE İLGİLİ AYETLER

Âyet-i kerîmelerde şöyle buyrulur:

“O gün, (dünyada iken) yapmış olduklarına dillerielleri ve ayakları şahitlik eder.” (en-Nûr, 24)

“Bugün onların ağızlarını mühürleriz de yaptıklarını bize elleri anlatır ve ayakları da şahitlik eder.” (Yâsîn, 65)

“Nihayet oraya vardıklarında; kulaklarıgözleri ve derileri, yaptıkları işler hakkında aleyhlerine şahitlik edecektir.” (Fussilet, 20)

“Onlar derilerine:

«‒Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz?» derler.

Derileri de onlara:

«‒Her şeyi konuşturan Allah Teâlâ, bizi de konuşturdu. İlk defa sizi O yaratmıştır ve yine O’na döndürülüyorsunuz.» derler.” (Fussilet, 21)[1]

ORGANLARIN ŞAHİTLİĞİ İLE İLGİLİ HADİSLER

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz de bu hususta şöyle buyurmuşlardır:

“…Kıyâmet günü Allah Teâlâ kuluna:

«–Ben’imle karşılaşacağını hiç aklından geçirmiş miydin?» diye sorar. Kul:

«–Ey Rabbim! Sana, kitaplarına ve peygamberlerine inandım. Namaz kıldım, oruç tuttum, sadaka verdim!» der ve elinden geldiğince (Hak Teâlâ hakkında) güzel medh ü senâlarda bulunur.

Allah Teâlâ:

«–Dur öyleyse! Şimdi senin aleyhine bir şahit gönderilecek!» buyurur.

Kul kendi kendine; «Benim aleyhime şahitlik yapacak da kim?» diye içinden geçirir. Kulun ağzı mühürlenir. Uyluğunaetineve kemiklerine:

«–Haydi, konuşun!» denir.

Uyluğu, eti ve kemikleri konuşup, onun amellerini haber verirler. Bu, ona, ileri sürebileceği bir mâzeret bırakmamak içindir. Bu kişi, Allâh’ın gazabına uğrayan münâfıktır.” (Müslim, Zühd, 16)

Diğer bir rivâyette de şöyle buyrulmuştur:

“Kul der ki:

«–Ey Rabbim, Sen beni zulümden korumadın mı?» Allah Teâlâ:

«–Evet korudum!» buyurur.

Bunun üzerine kul:

«–Fakat ben bugün, kendime, kendimden başka bir kimsenin şahit olmasını aslâ istemiyorum.» der.

Hak Teâlâ:

«–Bugün sana tek şahit olarak nefsin, çok şahit olarak da Kirâmen Kâtibîn kâfîdir!» buyurur.

Ağzına mühür vurulur ve diğer âzâlarına; «Konuşun!» denilir. Onlar adamın amellerini haber verirler. Sonra adamın konuşmasına izin verilir. Adam âzâlarına:

«–Yazıklar olsun size! Defolun buradan! Ben sizin için mücâdele ediyordum.» der.” (Müslim, Zühd, 17)

AHİRETTE UZUVLARIN ŞAHİTLİĞİ

Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmede, insanın kendi âzâlarının yanında, üzerinde yaşadığı yeryüzünün de şahitlik edeceğini şöyle bildirmektedir:

“O gün yeryüzü, bütün haberlerini anlatır. Çünkü Rabbin ona bunları vahyetmiştir.” (ez-Zilzâl, 4-5)

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir defasında bu âyet-i kerîmeleri okudular ve ashâbına:

“–Arz’ın (yeryüzünün) anlatacağı haberleri nelerdir, biliyor musunuz?” diye sordular. Onlar:

“–Allah ve Rasûlü daha iyi bilir!” diye cevap verince Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

“–Onun haberleri, kadın veya erkek her kulun Arz üzerinde işlemiş olduğu amellere şahitlik etmesi ve; «Şu gün, şu vakitte, şu şu işleri yaptı.» demesidir. İşte bunlar, yeryüzünün haberleridir.” buyurdular. (Tirmizî, Kıyâmet 7/2429; Tefsir 99/3353; Ahmed, II, 374; Hâkim, II, 281/3012)

Yine bir başka hadîs-i şerîfte şöyle buyrulmaktadır:

“Yeryüzünden sakının! Çünkü o sizin annenizdir, yani içinde yaşadığınız ve sonunda dönüp varacağınız yerdir. Üzerinde işlenen iyi ya da kötü bütün amelleri haber verecektir.” (Heysemî, I, 241)

İşte o gün insan, şaşkın bir vaziyette; “Ne oluyor bu yeryüzüne! Nasıl bütün haberleri anlatabiliyor?!” diyerek büyük bir dehşet içinde kalacaktır.

İNSANLARA AHİRETTE KİMLER ŞAHİTLİK EDECEK?

O gün melekler ve insanlardan da şahitler vardır. Fakat şahitlerin en büyüğü, hiç şüphesiz ki Yüce Rabbimiz’dir.

Âyet-i kerîmede buyrulur:

“Herkes ne yaptıysa, karşılığı tastamam verilir. Allah, onların yaptıklarını en iyi bilendir.” (ez-Zümer, 70)

Eğer biz bu hakîkati gerçek mânâda idrâk edebilir de, O’ndan lâyıkıyla hayâ ederek her türlü kötülükten vazgeçebilirsek, kullarına çok merhametli olan Allah Teâlâ’dan başka hiçbir şahide gerek kalmaz.

Bu hususta Şeyh Şiblî Hazretleri’nin şu kıssası ne kadar hikmetlidir:

Bir vâiz, kürsüde âhiret ahvâlini anlatmaktaydı. Cemaatin arasında Şeyh Şiblî Hazretleri de vardı. Vâiz efendi, Cenâb-ı Hakk’ın âhirette soracağı suallerden bahsederek:

“–İlmini nerede kullandın, sorulacak! Malını-mülkünü nereden kazanıp nereye harcadın, sorulacak! Ömrünü nasıl geçirdin, sorulacak! İbadetlerin ne durumda, sorulacak! Harama-helâle dikkat ettin mi, sorulacak!..”

Bunların ardından; “Şunlar şunlar da sorulacak!..” diye, hepsi de son derece mühim olan pek çok husus saydı. Fakat bu kadar tafsîlâtlı îzâha rağmen, meselenin özüne dikkat çekilmemesi üzerine, Şiblî Hazretleri yumuşak bir üslûpla vâize seslendi:

“–Ey vâiz efendi! Suallerin en mühimlerinden birini unuttunuz! Allah Teâlâ esas şunu soracak:

«Ey kulum! Ben seninleydim, sana şah damarından daha yakındım; fakat sen kiminleydin?!»

Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmelerde şöyle buyuruyor:

“…Nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir…” (el-Hadîd, 4)

“…Biz ona (insana) şah damarından daha yakınız.” (Kāf, 16)

“…Şunu iyi bilin ki Allah, insan ile kalbi arasına girer…” (el-Enfâl, 24)

“Kullarım Sana, Ben’i sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım…” (el-Bakara, 186)

Yani zamandan ve mekândan münezzeh olan Cenâb-ı Hak her an biz kullarıyla beraber, her hâlimize vâkıf ve her amelimize şahit… Dolayısıyla mü’minler olarak bu hakîkatin şuur ve idrâki içinde, kulluk edebimize yakışmayacak hâl ve tavırlardan titizlikle sakınmalıyız.

PEYGAMBERİMİZİN ŞAHİTLİĞİ

O büyük hesap gününde, İki Cihan Serveri Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz de ümmetine şahit olarak getirilecektir. Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulur:

“Her bir ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve Sen’i de onlara şahit olarak gösterdiğimiz zaman hâlleri nice olacak!” (en-Nisâ, 41)

Bu dünya hayatında dahî, bir kimsenin sevdikleri önünde işlediği bir suç dolayısıyla hesâba çekilmesi gönlüne girân gelmekte iken, düşünmek lâzımdır ki, o gün peygamberler, önderler ve diğer şahitler huzûrunda hesâba çekilen kimsenin hâli nice olur? Zira bu dünyada gizlice işlediği günahlar, orada pek çok şahidin önünde sergilenecek!..

Bu sebeple, âlemlere rahmet olarak gönderilen ve ümmetine çok merhametli olan Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Vedâ Hutbesi’nde bizlere şöyle seslenmiştir:

“…Haberiniz olsun ki; ben, önceden gidip Havz’ın başında sizi bekleyeceğim! Diğer ümmetlere karşı, sizin çokluğunuzla sevineceğim. Sakın, (günah işleyerek) yüzümü kara çıkarmayınız!..”[2]

Bir âyet-i kerîmede de Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“Küfür yoluna sapıp Peygamber’i dinlemeyenler, o gün yerin dibine batırılmayı temennî ederler ve Allah’tan hiçbir haberi gizleyemezler.” (en-Nisâ, 42)

Velhâsıl bugün Allah ve Rasûlü’nden uzak bir hayat yaşamak, insanı o büyük hesap gününde kahredici bir utanca ve yerin dibine geçmeyi arzu ettirecek kadar şiddetli bir mahcûbiyete dûçâr edecektir.

Dipnotlar:

[1] Bu mevzuyla ilgili hadîs-i şerîfler için bkz. Buhârî, Tefsîr 41/1, 2, Tevhîd 41; Müslim, Sıfâtü’l-Münâfikîn, 5; Tirmizî, Tefsîr, 41/3248.

[2] Bkz. Heysemî, III, 271; Hamîdullâh, el-Vesâik, s. 367.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Ebediyet Yolculuğu, Erkam Yayınları