2) Fıkıh İlmi ve Diğer İlimler

Elhamdülillahi Rabbil Alemin,
Salat ve selam âlemlere rahmet olan Peygamberimiz Muhammed Mustafa (sav)’e, ailesine, ashabına ve kıyamete kadar onun yolundan gidenlerin üzerine olsun.

Fıkıh: Kişinin lehinde ve aleyhinde olan her şeyi bildiren ilmin adı demektir. Kısaca ben ne yapmam gerekiyor, benim üzerime kul olarak, insan olarak, düşen nedir? Rabbimize ibadet etmek. Emirlerini yerine getirmek, nehilerinden uzak durmak. Kısaca kişinin haklarını ve mesuliyetlerini, kendi üzerine düşenleri bilme ilmidir.

Usulu Fıkıh: Kişinin lehinde ve aleyhinde olan şeyleri kendisine bildirilen ilmin kaidelerini ihtiva eden ilme denir. Bu alanda iki usul vardır. Birincisine Mütekellimin denir.

Mütekellimin usulü şerri delillerden yani ayet ve hadislerden ilk önce ana kaideleri çıkarır. Bu Kaidelerle elde etmek istediği hükümler için naslara yani ayet ve hadislere başvurur.Buna külden cüze gidiş gidiyoruz.

İkinci metod ise Fukaha metodu. Şafiiler, Malikiler ve Hanbeliler mütekellim usulünü kullanırlar. Hanefiler ise Fukaha metodunu daha çok kullanırlar. Fukaha metodun da, ayet ve hadisler önceliklidir. Bunları inceler ve ana kaideye giderler.Örneklemek gerekirse; şu anda yaşanan bir mesele vardır. Alışverişte, ibadette… bütün bunları mesele mesele ortaya koyarlar. Bu problemin çözümü için sırayla bütün ayet ve hadislere bakılır ve bir hüküm çıkar. Hepsinin belli kaidelerinin, temel esaslarının olduğunu görüyorsunuz. Bu sefer bu esaslara birleştirilir ve ortaya çok ciddi bir hukuk sistemi çıkar. Bu yüzden hanefiler önce meseleyi ortaya koymuşlardır. O mesele ile ilgili hadisleri taramışlardır, sonra bundan çıkan hükümlerin dayandığı temel esasları tespit etmişlerdir. Bunlardan da kaideye gitmişlerdir. Bu da cüzden küle gidiş deniliyor.

Bu iki metodun birbirinden farkları var. Gidilen netice aynı olsa da gidiş yollarının birbirinden farkları var. Fıkıh ilmi deyince ameli konuları inceleyen bir mesele olduğuna değinmiştik. Kişinin ameli açıdan yapması ve yapmaması gereken her şeyi içerisine alan bir ilimdir.

Fıkıh, ilk önce mevlanın huzuruna gelinceye kadar nelerden uzak durulması gerektiğini inceler onları vurgular yani namazdan başlayarak, zekat, oruç, hac olarak ibadetleri birleştirerek ele alır. Buna ibadetler fıkhı diyoruz. Arkasından, ya nikah bölümü diğer ismiyle Aile hukuku başlar ya da Alışveriş hukuku başlar. Sonra Helal ve Haramlar Hukuku başlar. Bu şekilde devam eder ve İslam Fıkhı Miras Hukuku ile son bulur. Akidevi meseleler bu ilmin dışında tutulmuştur. Akide insanın sadece Allaha inanmak, peygambere ve ahiret gününe inanmak değildir. Allah’ın Peygamber aracılığıyla bize ulaştırdığı bilgilere, emirlere ve yasaklara uymamak da insanı küfre sokar. Yani Fıkıh ve Akide aslında ayrılmaz bir bütündür. Birbirini tamamlar. Ayrıca bir insan hadisleri bilmesi gerekir. Gelen fıkıh hükümlerinin nerden geldiğini hangi kaynakla bize ulaştığını sağlam kaynağını da bilmesi gerekir. Fıkıh ilmi diğer ilimlerin nerdeyse bütünüyle bağlantılıdır.
Örnek olarak söylüyorum; Peygamber efendimiz kişinin üvey kızlarıyla evlenmesini yasaklamıştır. Cenabı Allah bunu şu şekilde vurguluyor. Kucağınızda büyüyen çocuklarla evlenmeyin. Bundan şu mana çıkar mı? Kişinin kendi kucağında büyümemişte annesiyle beraber gelmiş zaten gelinlik çağındaymış. Hayır, bu mana çıkmaz. Burada Cenabı Allah’ın dediği nasıl insanın kucağında büyüyüp filizlenen çocuğunuzla evlenmenin çirkin olduğunu belirtmek için bu tasviri sizin gözünüzün önüne getiriyor. Burada birçok ilimi bir arada görebiliyoruz.

Dolaysıyla Fıkıh ilmi insanın hayatına en belirgin kemikleşmiş esasları ele alır. Ayrıca bir şeye daha vurgu yapmak istiyorum. Dil yapısında da bilgi sahibi olması gerekiyor. Hem anlamak için hem de anlatmak için ihtiyacımız vardır. Bu yöndeki meziyetlerimizi ilerletmemiz gerekiyor.

Peygamber efendimizin zamanında anlaşılmayan konuların çözücüsü şüphesiz Allah resulü olduğunu indirilen ayeti kerimeler anlaşılmamış ise, izaha muhtaç olduğunda izah ettiğini veyahut da sorulunca cevap verdiğini biliyoruz. Bu ne demektir. Bunu biliyorsunuz ama misallendirelim. Kuranı Kerim’deki Emirler çok defa taksiratlı gelmez, nadiren gelir ve hikmetlerine binaen gelir. Rabbimiz Kuranı Kerim’de bazen tek bir kelime ile geçer. Bazen Emir kelimesi bile kullanmaz. Onun emir olduğunu anlaşılması gerekir. İnsan hisseder ama netleşmesi gerekir. Yine izah edilmesi gerekir. Rasulullah Sallallahu Aleyhi vesellem Efendimiz bunu ayetleri hem haber vermekle mükellef olduğu gibi hem de izah etmekle mükelleftir. İyi ki o vardır. çünkü biz nasıl namaz kılacağımızı bilemezdik. Nasıl zekat vereceğimizi de bilemezdik. Nasıl oruç tutacağımızı da bilemezdik daha latife yollu söyleyeyim unutunca unuttupta oruçlu iken yeyince orucumuz bozmayacağını hiç bilemezdik. Bunun gibi şeyleri biz Resullahtan öğreniyoruz.

Kur’an da namazın nasıl kılınacağına dair izah yoktur. Ayetler içerisine serpiştirilmiş ama bir bütün halinde nasıl kılınacağı yoktur. Bu aşamada Allah Resulü bize nasıl yapılması gerektiğini anlatıyor. Kuranda zekatı veriniz buyruluyor ama zekatın nasıl verileceğini, kimlere verileceği bize peygamber efendimiz öğretiyor.

Eğer biz bunu Kuranı Kerimden öğrenmeye kalsaydık, insanların içerisindeki bilgiyi alacakları ortalama bir fıkıh kitabı yaklaşık 9 cilttir daha detaylı olarak bakarsak 50 cilttir hatta fıkıh ilminde çok iyi olan bir hoca efendinin kitabı yaklaşık 200 ciltlik bir kitap serisidir.

Dolayısıyla Kuranı Kerim’de her şey detaylı açıklanamaz. Yoksa böyle ezberlenemezdi. Yoksa bu şekilde namazlarda okunamazdı ama Rabbimiz sonsuz hikmet sahibi şüphesiz bizi bizden iyi biliyor, kudretimizle iyi biliyor o yüzden ana hatlarını bize bildirmiştir. Allah resulü bunun tatbikatını bize gösteriyor.

Kaynak: Siyer TV – Şerafettin Kalay – Fıkıh Dersleri