1) Fıkıh İlminin Konusu, Gayesi, Usûlü

Elhamdülillahi Rabbil Alemin,
Salat ve selam âlemlere rahmet olan Peygamberimiz Muhammed Mustafa (sav)’e, ailesine, ashabına ve kıyamete kadar onun yolundan gidenlerin üzerine olsun.

 

Cenabı Allah zihnini açık eylesin feyzimizin bereketini arttırsın faydamızı çoğaltsın. Onlar arttıkcca dünya daha güzel olacak, dünya güzel olunca inanınız ahiretde daha güzel olacaktır.

Fıkıhla uğraşan bir insan, fakih olan bir insan, hemen hemen bütün ilim dallarından belli bir derecede bir bölümünden çok yüksek derece bilgi sahibi olmak zorundadır. İsimlendirerek söyleyeyim tefsir bilmek zorundadır. Çünkü hükümler ayetlerden çıkıyor. Hadis ilmine vakıf olmak zorundadır. Hadisin detaylandıran rical ilmi ile, raviler kimdir, nedir, haklarında neler söylenmiştir, bunlara varıncaya kadar bilmelidir.

Hayatı, yaşamı İslam’da nerelerde çakışıyor veya uyuşuyor. Bunları bilmek zorundadır. Hayatının kalanına ne zarar veriyor ve vermiyor hesabına yapabilmek zorundadır.

Dil bilgisine çok iyi vakıf olmalıdır. Çünkü kelimelerin içerisinden çok farklı manalar çıkabiliyor, hiç akla gelmedik bir vurgu yakalanabiliyor. Kısaca bütün bu ilimleri sayıyorsunuz.

Bunun üzerine bir şey daha gerekir Cenabı Allah bütün bu bilgileri derleyen toplayan özümseyen bir kabiliyet ve ortaya netice çıkaran bir meleke vermelidir. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz buyuruyor. Allah kimin hakkında hayır murad ederse onu dinde engin ve derin anlayışlı kılar.

Fıkıh: Bir meselenin, derince bilgi sahibi olmak onun nereden gelip nereye gittiğini, nasıl geliştiğini bilmek bundan neticeler çıkartmaktır. Bir başka ifadeyle Amel etmektir.

Fıkıh kelimesinin yapısında derin anlayış kavrayış engin bilgi vardır. Bir şey daha vardır. O bilgiyi kullanış vardır, onunla amel ediş vardır. Çünkü bir şeyle amel etmedikçe o bilgi derinleşmez kökleşmez.

Şöyle örnek verelim. Biz kardeşlerimize namazla ilgili bir meseleyi anlattığımız da kolay kavrıyorlar, oruçla ilgili anlattığımız da kolay kavrıyorlar. Hukuk sistemi ile anlattığımız da, alışveriş, akitler bölümüyle bir meseleyi anlattığımızda zor kavrıyorlar hele de kendi yaptıkları bir alışveriş değilse kavrayamıyorlar. Hayatta sık olarak iç içe yaşadıkları bir konu anlatıldığında bu daha kolay anlaşılır hale geliyor.

Dolayısı ile sadece Fıkıh ilmini öğrenmek yetmiyor bu ilimi hayatımıza ilmek ilmek işlemek, nakşetmek gerekiyor.

Belki bu noktada yine Peygamber Efendimiz hadisinde zikredelim sonra asrı saadeti, Allah Resulü’nün devrini fıkhi açıdan şöyle bir gözden geçirelim.

Şimdi Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz bir hadisi şeriflerinde “insanlar madenler gibidir.” Buyuruyor. Devamında altını vardır, gümüşü vardır, diye yola devam ediyor… Bizde biraz daha murad için yola devam ediyoruz. Altını vardır, gümüşü vardır, demiri, vardır bakırı vardır, kükürdü de vardır, kömürü de vardır, paslananı vardır, paslanmayanı vardır, hiçbir şartta değer kaybetmeye yeni vardır. Öyle madenler vardır ona değer kaybetmeye kalksanız değer kaybettiremezsiniz. İnsanlar da öyledir.

ilim ehli hem amel hem yaşamalı hissetmeli, hem de bununla başkalarını örnek olmalıdır. İnsan değerini kaybetmiyor insanlar madenler gibidir. Engin anlayışlı olup İslam’ı yaşayan insanlar olursa kıymetlerini Kıymet beklenir. İnsanların şahsiyeti kıymetlidir. Oturaklı olması kıymetlidir. İnsanı insan yapan karakter taşıması gerekmektedir.

Fıkhın ne demek olduğunu ne manaya geldiğini anladığımızı ümit ediyorum.

Peygamberimizin zamanında şüphesiz fıkhi alanda hiçbir sıkıntı çekilmiyordu ve farklı görüş yoktu. İlk vahiy Alak Suresinin ilk 5 ayeti ile oldu. İslam’ın ilk emri ‘oku’ olarak anlaşılıyor. Hayır!  İslam’ın ilk emri ‘Seni Yaratan Rabbinin adıyla Oku’ bundan sonra Peygamber efendimizin nübüvveti de böyle başlamıştır. Yaklaşık olarak 22 yıl 2 ay 22 gün sürmesi daha ihtimalidir. Şimdi oradan başlayarak o 22 yılın içerisinde neler yaşanmıştır birlikte bir göz atalım. Bunun şunun için gündeme getirmek istiyorum. 22 yılın içerisinde inen ayetler söylenilen hadisler yaşanan hadiseler kıyamete kadar devam edecek olan bir hukuk sisteminin de temelini oluşturmuştur. Çünkü o 22 yılın içerisine giriyorsunuz, orada nazil olan ayetler topluyorsunuz, Allah Resul’ünün orada söylediklerini topluyorsunuz, yaşadıklarını topluyorsunuz, görüp de sükût ettiklerini, dolayısıyla onayladıklarını bir araya getiriyorsunuz, oradaki amellere davranışlara bakıyorsunuz oradan kıyamete kadar devam edecek bir hukuk sistemi hem de detaylarıyla ortaya çıkıyor.

Bazı konularda genel kaideler veriyor. Anlıyorsunuz ki, o genel kaidelerin içersiniz sizin doldurmanızı Rabbimiz istiyor. Çizilen sınırların içerisinde istediğiniz gibi hareket ederseniz siz müslümanca hareket etmiş olursunuz.

Basit bir şey söyleyeyim ben size ders saat 8 de başlayacak diyorum. Siz bu saatte burda olmalısınız buraya gelirken müslümanca hangi imkanla geldiğinizin bir ehemniyeti yoktur.

Fıkıhda bu şekildedir. İslam hayatın temel direklerine müdahale eder. Onların arasındaki boşlukları  sen dolduracaksın. O boşlukları doldururken Allah’ın rızasını, Rasulullah’ın yolunu gözeteceksin. Sahabi devrinde de sahabiler bilmedikleri konularla karşı karşıya kalıyorlardı. Ama Allah Rasulüyle karşı karşıya gelince hemen soruyorlardı ve nasıl izah ettiyse öyle davranıyorlardı. Örnek verelim. Teyemmüm farz kılınmış. Teyemmüm gelmiş abdest için su bulunamayan yerde temin edilir hale gelmiş. Ama şu sorulmamış abdest için su bulunamayınca temin edilir peki gusül gerektiğinde ne gerekir. Sahabi bir karar vermiş kendi kendine abdest için teyemmümde eğer toprağı vuruluyor yüz mesh ediliyor sonra tekrar vuruluyor eller mesh ediliyor. Pekala gusülde nasıl olmalıdır diyorlar. Kendilerince herhalde şöyle olmalıdır diyorlar yatıyorlar kumun üzerine bir güzel yuvarlanıyorlar. Şimdi geliyor peygamber efendimize soruyor. Peygamber Efendimiz gülüyor. Cevaben aynı şey gusul içinde yeterliydi diyor. Cenabı Allah böyle bir kolaylık nasip etmiştir. Ama sahabideki o samimiyete bakınız. Onların bu davranışında bize de güzel bir örnek teşkil ediyor.

Sahabi bu dini mübini fıkhını inceliklerini anadili gibi öğrendiler. Fıkıh okumadılar. Ama ruhun okudular, belki tefsir okumadılar ama o ayetlerle iç içe yaşadılar, anlamadığın noktaları Allah resulüne sordular. Allah Resulü’nün yanında adım adım takip ederek hayatına aksettiren insanın ne tefsir okumaya ihtiyacı vardır ne fıkıh okumaya ihtiyacı vardır.Bu anlayış çok derin  bir anlayıştır, çok farklı bir anlayıştır. Biz Türkçe’yi grammerini öğrenerek mi öğrendik.

Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz bu devrelerde yeni fethedilen İslam’a gönül açan yerlere sahabeler göndermiştir. Bu seminerin vazifesi sadece oraya idare etmek değildir. Oranın Valisi olmak değildir. Orada o İslam’ın temsilcisidir. Orada örnektir. Orada o bütün problemleri çözücüdür. İslam adına hareket eden kişidir. insanlar ona bakacaklar kendilerini ona göre ayarlayacaklar. Pusuladır.

Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz genç sahabe Muaz İbni Cemel’i Yemene vali olarak gönderiyor. Muaz Peygamberimizden gençtir. O yıllarda çok daha gençtir büyük bir ihtimalle hayata gözlerini yumdu da Muaz Radıyallahuan 34-38 yaşlarında idi. İslam Cihad ordusunun komutanı iken hayata gözlerini yummuştur. Allah resulü onu gönderiyor. Ona göndermeden önce soruyor. Muaz diyor yemene vardın Yemen’de ne ile hükmedeceksin? Muaz’ın cevabı hazır. Allah’ın kitabıyla diyor. Muaz diyor ya Allah’ın kitabında bulamazsan? Diyor. Resulullah’ın sünneti ile diyor. Peygamber Efendimiz Muaz diyor, sünnet konusunda da bir şey bilmiyorsan? Onda da bulamazsan ne yapacaksın? Ya Resulallah İçtihat ederim kanaatımı söylerim diyor. Çaresiz kalmam. İslam’ı temsil ettiğim davaları çaresizmiş gibi göstermem diyor.

Günümüzde bu neyi temsil ediyor. Demek ki insan ayette bulamıyorsa hadise, hadiste bulamıyorsa, kendi kendine karar verir. Bu kararda İslami olmalıdır.

Kaynak: Siyer TV – Şerafettin Kalay – Fıkıh Dersleri