Taberi Tefsiri

Taberının İlmi

 

Taberi bütün ilim dallarında ilim yapmış ve her sahadan yeteri kadar nasibini almıştır. Öyle ki çağının tartışmasız İmamı sayılmıştır. Hemşehrisi olan Abdülaziz et-Taberi bu hususta şunları söylemektedir: “Taberi, kıraat, hadis, fı­kıh, tefsir, gramer, matematik ve diğer ilimlerin her birinde ihtisas yapmış gibi derin bilgilere sahipti. Fakat özellikle fıkıh, tefsir, hadis ve kıraat ilimlerinde meşhur olmuştur. Bu ilimlerdeki gücünü şöyle ifade etmek mümkündür:

a- Fıkıh: Taberi fıkıh sahasında, bütün fıkhî mezhepleri okumuş fakat özellikle Şafii mezhebinde mütehassıs olmuştur. Her ne kadar müstakil bir mez­hep sahibi gibi hareket etmişse de genellikle Şafii mezhebine bağlı kalmıştır. Öyle ki Bağdatta on sene bu mezhebe göre fetva vermiştir. Bununla birlikte me­selelerin derinliklerine inip uzun araştırmalardan sonra kendisini müstakil bir mezhep sahibi kabul etmiş ve bu mezhebini, yazdığı büyük küçük fıkıh kitapla­rında zikretmiştir. Mezhebinin özelliklerini “Latifül Kavi” isimli eserinde beyan etmiş ayrıca “El-Basit” ve “İhtilafül Fukaha” adlı eserlerinde, İmam Malik, Ebu Hanife, Şafii, Süfyan es-Sevri, Evzai, Ebu Yusuf, Muhammed b. el-Hasen, ibra­him b.Halid el-Keibi gibi âlimlerin görüşlerini birbirleriyle mukayese ederek, delilleriyle birlikte zikretmiş ve kendisinin tercih ettiği hükmü de belirtmiştir. Kendisinden sonra gelen bir kısım âlimler onun mezhebine tabi olmuşlardır. Bunlardan bazıları şunlardır: Ali b.Kamil, Ebul Ferec el-Muafı b.Zekeriyya en-Nehrevanî (Taberinin mezhebini bu kişi yaymıştır)

b- Hadis: Taberi hadis sahasında da zamanının önde gelen âlimleri arası­na girmiştir. Öyle ki Zehebi onu altıncı mertebedeki Muhaddislerden sayarken Nevevi “Tehzibül Esma vel Lügat” adlı eserinde Taberiyi Tirmizî ve Neseî’nin mertebelerinde zikretmiştir. Taberi  bu sahadaki en meşhur eseri ‘Tehzib el-Asâr” isimli eseridir. Bu eser hakkında Şunlar söylenmiştir. “Bu eser Taberinin harika eserlerinden biridir. Eserine, kendisine göre senet zinciri sahih olan ve Hz. Ebubekir’den rivayet edilen hadislerle başlamıştır. Taberi, rivayet ettiği her hadis hakkında yorum yapmış ilk önce hadisin muhtemel olan illetlerini sonra hadisin rivayet tariklerini daha sonra hadisten çıkarılacak fıkhi hükümleri, sün­netleri, âlimlerin bu husustaki ihtilaflarını ve her birinin delillerini zikretmiş da­ha sonra hadisin ne mânâ ifade ettiğini, onda geçen garip kelimelerin izahını be­yan etmiş daha sonra İnkarcıların, o hadise nasıl dil uzattıklarını açıklamış, onlara cevap vermiş ve iddialarının geçersiz olduğunu beyan etmiştir. Böylece on kişiden gelen, Ehl-i Beytten rivayet edilen ve Abdullah b.Abbas’tan nakledilen hadislerden büyük bir eser meydana getirmiştir. Taberinin bunları yapmaktan asıl maksadı, Resulullah’tan nakledilen bütün sahih hadisleri rivayet etmek, tetkik ettiği bu hadisler gibi bütün hadisleri tetkik etmekti. Böylece hadislere dil uzatan herhangi bir kimseye itham sahası kalmasın, ilim erbabının muhtaç oldu­ğu her şeyi gözlerinin Önüne sersin. Bu yolla Kur’an ve sünnetten ibaret olan Şe­riatı tedvin etmiş olsun. Fakat bu hedefine ulaşamadan vefat etmiştir. Ondan sonra gelen insanlar Taberi’nin şerh ettiği şekliyle tek bir hadisi dahi şerh ede­medi. Taberi hadis ilminin etkisinde kaldığı için tarihini de Muhaddislerin usulüyle, raviler zincirinden naklederek yazmıştır.

c- Kıraat: Taberi kıraat ilimlerini, Bağdat. Kûfe, Şam ve Mısır kurralarından okuyup öğrenmiştir. Özellikle Hamza ve Verdin kıraatlarını, Mısırda, Yu­nus b.AbdüI’alâ ‘dan almıştır. Taberi belli bir zaman sonra. Fıkıh da ol­duğu gibi, kendisi için belli bir kıraat şekli tevhit etmiş ancak meşhur kıraatlardan ayrılmamaya çalışmıştır. Kıraat ilimleri hakkında “Fi-Faslu Beynel Kıraat” isimli eserini yazmıştır. Bu eserde Kur’an’ın kıraatlarında kurraların nasıl ihtilaf ettiklerini, kıraatlara göre kurraların isimlerini, Mekke, Medine, Basra ve Şam kurralarının adlanın zikretmiştir. Ayrıca her kıraati diğe­rinden ayırmaya çalışmış ve her birinin dayanağını, tevilini ve okuyucusunu be­lirtmiştir. Kendisi de bu kıraatlardan birini seçmiş, onu seçmesinin sebeplerini ve o kıraatin daha sahih oluşunun delillerini zikretmiştir. Böylece âyetleri tefsir etmeye, onları gramer açısından tahlil etmeye muktedir olduğunu ortaya koy­muştur. Taberi, Kur’an-ı Kerimin çeşitli kıraatlarını bilmesinin yanında kendisi de güzel okuyanlardandı. Mücahidin oğlu Ebubekir, teravih namazı kılmak için mescide giderken Taberinin, Rahman suresini okuduğunu işitmiş ve onun hak­kında: “Allah Tealâ’nın bu sureyi bundan daha güzel okuyan birini yarattığını sanmıyorum.” demiştir.

Taberi aynı zamanda edip bir kimseydi. Eserlerinde en değerli şiirleri, hutbeleri, mektupları ve vasiyetlerini zikretmesi, yer yer bizzat kendisinin de şi­irler söylemesi bunu göstermektedir. Bir şiirinde şunları söylemektedir:

İki ahlak vardır ki razı olmam onlara

Zenginliğin şımarıklığı, fakirliğin zilletidir.

Zenginleşirce şımarma, fakir olunca da daim

İffetli ve vakarlı ol,

Taberi, görüşleri güzel, tuttuğu yol hoş olan bir kimseydi. Her gece mut­laka Kur’an okurdu. Görüşlerinde Selefin görüşünü esas alır ve ehl-i sünnet yo-nulunu takib ederdi. Yazdığı eserleriyle ne bir makam ne de bir madde hedefli­yordu. İffetli, vakarlı, elbisesi ve vücudu temiz, sohbeti hoş, arkadaşlık hukuku­nu bilen, konuşması tatlı, nükteleri manidar olan bir kimseydi.