Taberi Tefsiri

Taberi’nin İlim İçin Yaptığı Seyahatlar

 

Ebu Cafer Muhammed b.Cerir et-Taberî, daha yaşı on iki olmadan do­ğum yeri olan Âmûl şehrinden ayrılmış ve çeşitli bölgelere seyahat yaparak bir çok âlimden ilim tahsil etmiştir. Önce Rey (Tahran) bölgesine gitmiş, orada bu­lunan âlimlerden dersler almıştır. Mesela Ebu Mukatilden Irak fıkhını okumuş, Ahmed b.Hammad ed-Dolabiden gramer öğrenmiş, Selem b.Fadl’dan, Ibn-i İs-hakın “Megazi” adlı eserini okumuş daha sonra meşhur Tarihini, bu eseri esas alarak yazmıştır. Daha sonra İbn-i Humeyd er-Rûzi ile uzun süre beraber olmuş­tur. Taberi bu hususta şunları anlatıyor: “Biz, Muhammed b.Humeyd er-Râzinin yanında kitaplar yazardık. O, bir gecede bir kaç defa yanımıza gelirdi. Bize ne yazdığımızı sorar ve yazdıklarımızı okurdu. Biz, Ahmed b.Hammad ed-Dolabi-nin yanına da giderdik. O, Tahranın köylerinden bir köyde oturuyordu. Tahranla o köyün arasında uzun bir mesafe vardı. Öyle ki, oradan döndüğümüzde deliler gibi oluyorduk. (Sersemleşiyorduk) Sonra da kalkıp Muhammed b.Humeyd’in meclisine gidiyorduk”. [1][6]

Taberi daha sonra Bağdata gitmiştir. Oraya gidişinin asıl sebebi, İmam Ahmed b.Hanbelin orada çok meşhur olması, ilmî sohbet ve toplantılarda adının çokça anılmasıydı. Taberî, Bağdata giderek, İmam Ahmed’den ilim almayı ve onu insanlara aktarmayı düşünüyordu. Ne var ki, o Bağdata varmadan İmam Ahmedin vefat haberini aldı. Bu sebeple orada kalmadı.

Taberi, Bağdattan Basraya geçti. Orada bulunan Muhammed b.Musa, îmad b.Musa, Muhammed b.Abdülâ’lâ, Bişr b.Muaz ve Muhammed b.Beşşar gibi âlimlerin sohbetlerini dinledi.

Daha sonra Küfeye gitti. Orada, Hennad b.Seriyy ve İsmail b.Musadan hadis alıp yazdı. Süleyman b.Hallad ed-Talhî’den kıraat ilimlerini öğrendi. Ayrı­ca zamanının büyük âlimlerinden olan ve sertliğiyle tanınan Ebu Kureyb Mu­hammed b.Alâ el-Hemedanî ile görüştü. Ondan bir çok hadis aldı.

Taberi oradan tekrar Bağdata döndü. Bu defa Kur’an ile ilgili ilimleri tah­sil etti. Zamanının kurrası olan Ahmed b.Yusuf et-Tağlebi’den uzun süre ders al­dı. Sonra kendisini Şafii fıkıhına verdi. Orada, Şafii mezhebinin ileri gelen âlimlerinden Hasan b.Muhammed es-Sabah ve Ebu Said ei-Istahrî bulunuyor­lardı, Taberi kısa bir süre sonra Şafii mezhebini esas aldı ve yıllarca o mezhebe göre fetva verdi.

Daha sonra Mısıra gitti. O dönemde Mısırda Şafii mezhebi âlimlerinden İsmail b.İbrahim el-Müzeni, Rebi b.Süleyman, Muhammed b.Abdullah b. ei-Hakem ve kardeşi Abdurrahman bulunuyorlardı. Taberi Mısıra giderek onlarla görüşmeyi İstemişti. Ancak Mısıra giderken Şam bölgesi sahil şehirlerine uğra­dı. Özellikle Beyrutta uzunca bir süre kaldı. Orada, kurra olan Abbas b.Velid el-Beyruti ile görüştü. Yedi gün içinde Şamlıların kiraatına göre Kur’an-i Kerimi onun huzurunda okuyup bitirdi. Sonra Mısırın Fustat Şehrine H. 253 yılında vardı. Taberi ile ilk görüşen kişi Fustat âlimlerinden Ebul Hasen es-Serrac eî-Misrî oldu. Bu zat Taberiye fıkıh Hadis, lisan, gramer ve şiirle ilgili sorular sor­du. Taberinin bütün meselelerde âlim olduğunu ve ilimlerden payını yeteri ka­dar, aldığını gördü. Taberinin Mısırda kalışı uzun sürmüştür. Mısırda iken Şama gidip tekrar geri dönmüştür, dönüşünden sonra Rebi’,Müzeni ve Abdülhakimin iki oğlundan Şafii fıkhını, İbn-i Vehb’in talebelerinden Maliki fıkhını ve kurra-ların reisi olan Yunus b.Abdül’alâ es-Sedefîden, Hamza ve Verş’in kıraaatlarını öğrenmiştir.

Taberi son zamanlarında Bağdata yerleşmeyi düşünmüş ve uzun seyahatlardan sonra tekrar oraya dönmüştür. Orada hadis rivayet etmiş, kitaplar yazmış, eserler okumuş ve çağının büyük âlimleriyle arkadaşlık yapmıştır. Taberi, ken­disini okuma ve yazmaya vakfetmiş bunun dışında herhangi bir iş yapmamakta kararlı olmuştur.

İbn-i Asâkir diyor ki: “Abbasi devletinde Hâkânî, başvezirliğe getirilince Taberiye bir çok mal göndermiş Taberi ise gönderilenleri geri çevirmiş, Hakânî, Taberinin Kadı olmasını İstemiş Taberi bunu da reddetmiş, Hâkânî yine Taberi­nin haksızlıkları önleme şurasının başına geçmesini istemiş Taberi bunu da ka­bul etmemiştir. Bunun üzerine arkadaşları ona sitem ederek şunları söylemişler­dir: “Bunda senin için sevap var. Kaybolan bir sünneti ihya etmiş olacaksın.” Taberi ise onlara sert bir şekilde şu cevabı vermiştir: “Sanıyordum ki ben bunla­rı isteyecek olsam sizler beni bundan men edersiniz. Fakat aksi oldu.”

Taberi Bağdatta Rahbet-i Yakup mahallesinde kendisine bir ev yaptırdı. Zamanını orada ibadetle, okumakla, yazmakla ve telif ile geçirdi. Evinde huzur­la yaşıyor, Halife ve valiler dahil herkes tarafından saygı ile karşılanıyordu. Ni­hayet H.310 yılının Şevval ayının sonuna iki gün kala bir cumartesi günü vefat etti. Ve evine defnedildi.

Hatibül Bağdadî diyor ki: “Kabrinin üzerinde aylarca cenaze namazı kı­lındı. Ölümüne üzülen birçok âlim ve edebiyetçı, hakkında şiirler yazdı.