Taberi Tefsiri

Elhamdülillahi Rabbil Alemin,
Salat ve selam âlemlere rahmet olan Peygamberimiz Muhammed Mustafa (sav)’e, ailesine, ashabına ve kıyamete kadar onun yolundan gidenlerin üzerine olsun.

Kur’an-ı Kerimin en mükemmel tefsiri yine Kur’an’dır. İkinci olarak da Resulü Ekrem efendimizin hadisleridir. Bu şekilde âyet ve hadislerle ve sahabenin sözlerine dayanarak yapılan tefsirlere rivayet tefsiri denir.

Zamanımız âlimlerinden birisi şöyle demiştir: “Bir âlim kendi ilmî derece ve istidadına göre bir tefsir hazırlar. Bunun takriben 50 yıllık öm­rü vardır. Ancak bir tefsir vardır ki, hadis, âyet ve sahabe sözleriyle ya­pılmıştır. Bu tefsirin ömrü kıyamete kadardır. Bunu neşretmek büyük bir hizmettir. Bu tefsir TEFSÎR-I TABERÎ’dir.”

Bu tefsirin yazarı Ebu Cafer Muhammed bin Cerir et-Taberî Hicri 224’te Taberistan’da doğmuş, hicri 310’da Bağdat’ta vefat etmiştir.

İbn-i Cerir, büyük bir âlimdir. Tefsirde, hadiste, fıkıhta, edebiyatta, tarihte eşsizdir. Hele hele tefsirde emsali yoktur. Bütün İslâm âlimleri, bunda ittifak etmişlerdir.

İmam Nevevî (R.A) diyor ki: “Tefsîr-i Taberi’nin bir misli daha tas­nif edilmemiştir. Bu hususta ümmet ittifak etmiştir.”

İmam Suyûtî ise: “Tefsiri Taberî, tefsirlerin en çetini, en azîmidir. Kendi vadisinde vesâir tefsirlere üstündür.” demiştir.

Hâsılı Tefsîr-i Taberî ilmî bir harikadır. Bir kaynaktır. Kendisinden önce yazılan bütün rivayet tefsirlerinden öne çıkmış ve sivrilmiştir..

Ebu Cafer Muhammed B.Cerır Et-Taberi

Hicrî 3. Yüz yılın girişiyle İslami ilimler gelişmiş ve mükemmelliğe yak­laşmıştı. Öyle ki fıkhî mezheplerin, değişmeyen temel esasları konmuş, sahih hadis kitapları telif edilmiş, Arap dili, konuşanların ağızlarından alınmak sure­tiyle derlenmiş, Siyer ve Gazvelerle ilgili kitaplar yazılmış, Arap dili, Fars, Hind ve Yunan bilgilerini de kuşatır hale gelmiştir. Böylece âlimlerin önünde ufuklar açılmıştır. İnsanlar ilmin sadece bir dalında bilgi sahibi olma yerine çe­şitli ilimleri birlikte öğrenmişlerdir. Mesela, Lisan ve Gramer bilgileriyle meşgul olan alimler, aynı zamanda Hadis ile ilgili ilimler de edinmişlerdir. Hadis âlimleri de tarihi, çeşitli mezhepleri, Hadis ravi’lerinin derecelerini öğrenmişler­dir. Bir şair, Lisandan, gramerden yeteri kadar payını aldığı gibi dini bilgilerden de nasibini almıştır. Fıkıh âlimleri de kitap ve sünneti bilme yanında şiirleri ve ata sözlerini ezberlemiş böylece edebiyattan nasiplenmişlerdir.

İslam alemindeki ders halkaları, ilim meclisleri, okullar ve te’lif işleri sa­dece Küfe, Basra ve Bağdat gibi şehirlere has olarak kalmamış doğuda Mavera-ünnehir bölgesindeki Horasan, Rey (Tahran) ve diğer bölgelere kadar varmış, ba­tıda ise Şam, Mısır, Kuzey Afrika ve Endülüse kadar ulaşmıştır. Böylece bu bölgelerdeki şehirler ve köyler, fıkıh âlimleri, kurralar, muhaddisler, dil bilgin­leri, müfessirler ve diğer ilim dallarındaki âlimlerle dolup taşmıştır.

İşte ilmin dolup taştığı bu dönemde, Muhaddis, Fakih ve Müfessir olan Ebû Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberinin yıldızı parlamıştır. Bu zat, daha ço­cukken kendisini ilme vermiş, erginlik çağına girdikten sonra ilim almak için çeşitli bölgelere seyahati ar yapmış, Yüzlerce râvi ve âlimle görüşmüş ve çeşitli dallarda yazılan kitapları okumuştur. Kısa sürede bir mezhep sahibi İmam ol­muştur. Böylece adını tarihe yazdırmış, her zaman hatırlanmış ve ilminin, itibar edilen bir ilim olmasını sağlamıştır.

Taberinin Doğum Yeri Ve Tarihi

Ebû Cafer Muhammed b.Cerir et-Taberi, Taberistanın Amul şehrinde doğmuştur, doğum tarihinin H. 224 veya H. 225 olduğu rivayet edilmiştir, Taberi, küçüklüğünü anlatırken şunları söylemiştir, “yedi yaşımda hafız oldum. Sekiz, yaşımdayken insanlara namaz kıldırdım. Dokuz yaşımdayken hadisleri toplayıp yazmaya başladım. Babam bir gün rüyasında şunu görmüş, Ben Resûlullahın önünde bulunuyormuşum. Yanımda, İçi taş dolu bir torba varmış.

Taşları alıp Resûlullahın önüne atıyormuşum.” Rüyayı yorumlayan kişi demiş ki: “Bu çocuk büyüdüğünde Resûlullahın dinine karşı samimi olacak ve onun Şeriatını savunacak.” İşte bunun üzerine babam, ilim tahsili hususunda bana yardım etmekte çok titiz davrandı. Ben, daha küçük bir çocukken bu hassasiyeti gösteriyordu.

Bu rüya doğru çıkmıştır. Taberi, fıkıh ve diğer ilimleriyle zamanının en önde gelen isimlerinden olmuştur. Sünneti savunmuş bid’atlara karşı savaş ver­miştir. Babası da Taberistandaki büyük arazisi ve maddi imkanları yanında tak­va sahibi bir kimseydi. Oğlunun zeki, ilme âşık, âlimlerle tanışmayı çok seven biri olduğunu görünce ondan hiçbir imkanı esirgememiştir. Nereye giderse git­sin arkasından ihtiyaçlarını karşılamıştır. Böylece oğlunu Halifelerin bahşişle­rinden, Vezirlerin ve idarecilerin yardımlarından uzak tutmuş onu, makam ve mevki hırsından müstağni kılmıştır. Taberî böylece kendisini ilim öğretmeye, hadis rivayet etmeye ve kitap yazmaya vakfetmiştir. Hatta babasının vefatından sonra dahi onun ihtiyaçları, babasının servetinden karşılanmış, böylece hayatı­nın sonuna kadar kimseye muhtaç olmamıştır.