Peygamberimizin, Bir Ay Hanımlarından Uzak Kalması

Re­sû­lul­lah’ın Meşrebe’den Ayrılışı

Bir ay dolunca, Re­sû­lul­lah inzivadan çıkarak hanımlarıyla görüşmeye baş­ladı. Bu sırada şu ayet-i kerime nâzil oldu:

“Ey Nebiyy-i Zîşan! Zevcelerine de ki:

“‘Eğer, siz dünya hayatını ve ziynetini murad ederseniz, gelin ben sizin râzı olacağınız şekil üzere boşanma bedellerini vereyim de hepinizi güzellikle salı­vereyim!

“‘Ve eğer, siz Allah’ı, Resûlünü ve ahiret yurdunu mu­rad ederseniz, Allah’ı ve Resûlünü râzı etmiş olursunuz. Zira, sizden Allah’­ın rızasını dünya metaı üzerine tercih ederek ihsan edenlere, Allah büyük ecir hazırlamıştır.’”[13]

Buna göre, Resûl-i Ekrem Efendimiz, hanımlarını, dünya ve dünya ziyneti ile Allah ve Resûlünü tercihte serbest bırakmaya me­mur edilmiş oluyordu.

Ayet nâzil olduğu sırada, Efendimiz, hanımlarından Hz. Âişe’­nin yanında idi. İlk önce meseleyi ona açtı; hatta bu konuda babasına anasına danışabilece­ğini de beyan etti.

Hz. Âişe derhal cevabını verdi: “Ben, bu hususta mı anneme babama danışa­cağım? Ben, elbette ki Allah’ı, Resûlünü ve ahiret yur­du­nu tercih ediyo­rum!”[14]

Peygamber Efendimiz, bu cevaba gülümsedi.

Diğer Ezvac-ı Tâhirat da aynı şekilde Allah ve Resûlünün rızasını ve ahiret yurdunu, dünya ve ziynetine tercih et­tiler; böylece, Fah­r-i Kâinat Efendimize muhabbet ve sadâkatlerini ispatlamış oldular.


__________________________________________________________________

[1]Aynî, Umdetü’l-Kâri, c. 20, s. 244.
[2]Buharî, Sahih, c. 3, s. 132.
[3]İbn Sa’d, Tabakat, c. 8, s. 85; Buharî, a.g.e., c. 4, s. 167; Müslim, Sahih, c. 2, s. 1101-1102.
[4]İbn Sa’d, a.g.e., c. 8, s. 85; Buharî, a.g.e., c. 6, s. 167; Müslim, a.g.e., c. 2, s. 1102.
[5]Kâmil Miras, Tecrid-i Sarih Tercemesi, c. 11, s. 209.
[6]Burada Hz. Re­sû­lul­lah’ın helâl olan şeyi haram kılmasından murad, nefsini o şeyle faydalan­maktan alıkoymaktır; yoksa, Allah’ın helâl kıldığı bir şeyi hakikatte haram kılmak ve haram iti­kad etmek değildir. Zira, Allah’ın helâl kıldığı bir şeyi kimse haram kılamaz, haram kıldığı bir şeyi de kimse helâl edemez. Ancak bir insan helâl olan bir şeyden faydalanmaktan kendisini alıkoyma müsaadesi­ne sahiptir. Buna binaen Re­sû­lul­lah, kendisine, helâl bir gıda olan balı ve­ya şerbetini içmeyi yasak­lamıştır. Dolayısıyla, “Allah’ın helâl kıldığını Re­sû­lul­lah nasıl haram kılar?” diye bir soru akla gel­memelidir.
[7]Bir kısım rivâyetlere göre, Peygamberimiz, Hz. Hafsa’ya, kendisinden sonra Hz. Ebû Bekir’in, on­dan sonra da Hz. Ömer ‘in halife olacağını haber vermişti (İbn Kesir, Sîre, c. 4, s. 390).
[8]Tahrim, 1.
[9]Tahrim, 3.
[10]Buharî, a.g.e., c. 7, s. 230; Halebî, İnsanü’l-Uyûn, c. 3, s. 406.
[11]Buharî, a.g.e., c. 7, s. 230; Halebî, a.g.e., c. 3, s. 406.
[12]Buharî, a.g.e., c. 1, s. 31-33; c. 6, s. 70; Ahmed İbn Hanbel, Müsned, c. 1, s. 33; Müslim, a.g.e., c. 2, s. 1109; 1112; Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 421; Halebî, a.g.e., c. 3, s. 404.
[13]Ahzab, 28, 29.
[14]Buharî, a.g.e., c. 6, s. 23; Müslim, a.g.e., c. 2, s. 1113.