Peygamberimizin, Bir Ay Hanımlarından Uzak Kalması

Ashab-ı Kiramın Telâşı

Peygamber Efendimizin Meşrebe’de yalnız başına kaldığını duyan sahabe­ler, “Hanımlarını boşamıştır” zannıyla telâşlandılar. Hz. Ömer, bu telâşını şöy­le anlatır:

“Medine’nin Avali semtinde oturuyordum. Ensardan bir komşum vardı. İkimiz birer gün arayla Re­sû­lul­lah’ı ziyaret ederdik. Ben inersem, o gün vahiy ve sâireye dair (ne duyarsam) haberini komşuma getirirdim. O indiği zaman da aynı şeyi yapardı.

“Sıra komşumda idi. Gecenin bir kısmı geçmişti. Gelerek kapıyı şiddetle çal­dı. Telâşla açtım.

“‘Ne var?’ diye sordum.

“‘Büyük bir felâket!’ dedi.

“‘Ne oldu?’ dedim, ‘Gassanîler, Medine’ye hücuma mı geç­tiler?’

“‘Hayır!’ dedi. ‘Daha fena bir şey vuku buldu. Re­sû­lul­lah, zevcelerini bo­şa­mış!’

“Bunun üzerine, sabah namazını kıldıktan sonra giyinip kuşandım ve Me­dine’ye indim. Hafsa’nın yanına vardım. Ağlı­yordu.

“Ne diye ağlıyorsun?’ dedim, ‘Ben, seni bundan (Re­sû­lul­lah’a karşılık ver­mekten, kendisinden bir şey iste­mek­ten) sakındırmamış mıydım?’

“Sonra sordum: ‘Allah Resûlü, sizleri boşadı mı?’

“‘Bilmiyorum’ dedi.

“‘Re­sû­lul­lah şimdi nerede?’ diye sordum.

“‘Şuradaki Meşrebe’de… İnzivaya çekilmiş’ dedi.

“Kalktım, Re­sû­lul­lah’ın bulunduğu yere yaklaştım. Kapıda hizmetçisi Rebah vardı.

“‘Ey Rebah!’ dedim, ‘Re­sû­lul­lah’ın yanına girmem için izin iste!’

“Rebah içeri girip çıktı; ‘Arzunuzu arz ettim. Sustu, bir şey söyle­me­di’ dedi.

“Dönüp mescide gittim. Ashab-ı kiramdan bazıları min­berin etrafında üz­gün üzgün oturuyorlardı, bazısı ise ağlıyordu. Ben de biraz oturdum. Fakat ca­nımın sıkıntısı bir türlü geçmiyordu. Re­sû­lul­lah’ın odasına tekrar yaklaştım.

“Rebah’a, ‘Ömer’in içeri girmesi için izin iste!’ dedim.

“Köle içeri girip çıktı; ‘Seni kendisine söyledim. Sustu, bir şey söylemedi’ dedi.

“Tekrar mescide döndüm. Minberin yanında bir müddet oturdum. Endişe ve üzüntümden bir türlü kurtulamıyordum.

“Yine Re­sû­lul­lah’ın bulunduğu odaya yaklaştım.

“Sesimi yükselterek, ‘Ey Rebah!’ dedim, ‘Ben, Re­sû­lul­lah’ı görmek istiyo­rum! Müsaade iste! Şayet Re­sû­lul­lah benim Hafsa lehinde tavassutta buluna­cağımı zanne­di­yor­sa, yemin olsun ki eğer Re­sû­lul­lah emrederse onun boy­nu­nu uçururum!’

“Rebah içeri girdi. Çıkınca, ‘Kendilerine söyledim. Sustu, bir şey söylemedi’ dedi.

“Bunun üzerine dönüp giderken, kölenin ikinci sesini işittim: ‘Gir, artık sa­na izin verdi!’

“İçeri girdim. Allah Resûlüne selam verdim. Hasırdan örülü bir yatak üze­rinde idi. Hasır, derisinin üzerinde izler bırakmış, çizgiler belli oluyor idi. Etra­fıma bakındım. Bir yanda bir avuç arpa, diğer yan­da asılı bir post gördüm. Gözlerim yaşardı.

“Re­sû­lul­lah, ‘Niçin ağlıyorsun?’ diye sordu.

“‘Yâ Re­sû­lal­lah! Nasıl ağlamayayım ki? Kisrâlar, Kayserler dünyanın zevkü sefasını sürerken, siz Allah’ın en sev­gili kulu olduğunuz halde bu basit şartlar içinde yaşıyorsunuz!’

“Re­sû­lul­lah, ‘Ey Hattab’ın oğlu Ömer!’ dedi. ‘Dünya nimetinin onların, ahiret saadetinin de bizim olmasına râzı değil misin?’

“Sonra, ‘Yâ Re­sû­lal­lah! Kadınlarını boşadın mı?’ diye sordum.

“Mübarek başlarını bana doğru kaldırarak, ‘Hayır!’ buyurdular.

“Bu cevap karşısında birdenbire, ‘Allahü ekber!’ dedim, ‘Bütün ashap keder içindeler. Gidip kendilerine hakikati söyleyeyim mi?’

“Re­sû­lul­lah, ‘Olur’ dedi ve yüzünden üzüntüsü dağılıncaya kadar konuştu. Nihayet şenlendi ve gülmeye başladı.

“Bunun üzerine çıkıp mescidin kapısına dikildim ve yüksek sesle bağırdım: ‘Re­sû­lul­lah, kadınlarını boşamamıştır!”[12]