Nefs, Büyüklenme ( Kibir )

Psikolojik olarak baktığımızda ise; Kibirli insan, herkes gibi içinde başlangıçta var olan saf ve doğal çocuğun o çocuksu sesini bastıra bastıra gelişim geriliğine uğratmış, kıpır kıpır, enerji dolu bu yanını sonunda sakat bırakmıştır. Özgürce gülmek ister, şöyle yayıla yayıla, bayıla bayıla bir kere olsun gülemez. Konuşmak ister, konuşamaz. Gitmek ister, gidemez. Gelmez ister, gelemez. Yapmak ister, yapamaz. Almak ister, alamaz… Çünkü her kesimden insanlarca her an bol bol yapılabilen bu işler ona göre değildir. Ona göre bütün bu sıradan işler sıradan insanlara mahsus işlerdendir. O ise asla onlardan biri değildir. Olmamalıdır.
Buna karşın diğer insanları ise ekseriyetle küçük görme eğilimindedir. Kibirli insanlarda tuhaf bir unutkanlık da söz konusudur. Geldikleri yeri, yetiştikleri aile ve sosyal çevreyi büyük ölçüde unutmuş gibidirler.  Bilinçdışı düzeyde, özel oldukları, seçildikleri, üstün bir sınıfta yer aldıkları zannını taşırlar. Yürüyüşleri, konuşmaları, soruları, cevapları kasıntılı bir ifade içerir. Kendilerine büyük ölçüde “siz” diye hitap edildiği halde onlar çoğunlukla “sen” diye mukabelede bulunurlar. Böylece çevrelerindekilere sık sık kendilerinden aşağıda olduklarını hissettirmeye, onları iyice bu psikolojiye sokmaya, soktukları yetmezmiş gibi bir de onları bu psikolojide daima tutmaya çalışırlar.

Kibirli kişi iç dünyasında sürekli bir savaş da yaşamaktadır. Bu, yüzüne vuran katı, soğuk, durgun, yorgun, bezgin ve asabi jestlerinden; rengi soluk mimiklerinden, ifadelerinden kolayca anlaşılabilir.

ÇÖZÜM

İnsan, kendisinde bulunan her şeyin Allah’a ait olduğu şuur ve idrakine vardığı an bundan kurtulur. Mesela, Allah Teâlâ bize göz vermiş; onun verdiği göz sayesinde görebiliyoruz. Gördüğümüz için de büyüklenmeye hakkımız ve haddimiz yoktur. Bunun gibi Allah (c.c.) bazı kullarına, “kulun da istemesi istikametinde” ilim vermektedir. İstediği takdirde, ona verdiği ilmi alabilir. Demek ki bizdeki ilim de Allah’ındır. Büyüklenmeye hakkımız yoktur. Bu şuurla hareket etmek gerekir.

İlim, insanın kendisini ve Rabbini tanımasına vesile olur. İnsan kendisini bildiği zaman, her şeyden daha aşağı ve her şeyden mahrum olduğunu anlar. Bunu anlayan kimse tevazu ehli olur. Rabbini bildiği zaman da büyüklük  ve azametin, yalnız O’nun şânı olduğunu idrak eder. Nitekim Allah Teala bir ayet-i kerimede, “İnsan, kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmez mi ki, hemen apaçık bir hasım kesilir” [Yasin suresi,77] buyurmuştur.

Allah Teâlâ (c.c) buyurur : “Kibriya ridam, azametse izârımdır. Kim ikisinden birinde benimle nizalaşırsa aldırmaksızın cehenneme atarım.”

Kibir,  terk edilmesi gereken bir kötü huydur. Kendilerini eksik görenler eğitilebilirler, kibirse insanın kendini tam görmesidir. Eğitim kabul etmez. Kibir kalbi katılaştırır, ülfet ve yakınlıktan alıkoyar. İnsanlar kendilerini tam göstermek için kibirden yardım isterler ama istediklerini de kibirde bulamazlar.

Kibiri tedavi etmenin yolu ise kibre sebep olan sebepleri terk etmektir.

Birincisi; asaletle övünmektir. Asâleti ile kibirlenen kimse, iki şeyi bilmekle kendisini tedavi edebilir:
1. Başkasının kemali ile öğünmek, büyük bir cehalettir.
2. Hakiki asaleti bilmektir. Bunun ise başı meni, sonu topraktır.

İkincisi; güzellikle övünmektir. Bunun çaresi de, hayvan gibi dış görünüşe değil, aklı başında olan bir insan gibi kalbine, ruhuna, sırrına bakmaktır. İnsan maneviyatına yöneldiği zaman, güzelliği ile övünmesini engelleyecek birçok çirkin sıfatları olduğunu görür ve kendisinde bulunan kibrin yanlış olduğunu anlar. Bunları düşünüp muhasebe eden kimse, güzelliği ile nasıl övünebilir ki?

Üçüncüsü; kuvvet ve kudretine güvenerek kibirlenmektir. Halbuki insan hastalıklara dayanamadığını, bir sinekle başa çıkamayacağını, bir dikenin vücuduna batmasıyla nasıl aciz kaldığını düşünse, kuvvet ve kudreti ile kibirlenmenin ne kadar da boş olduğunu anlar ve bu kibrinden vazgeçer.

Dördüncüsü; servet, aile efradı ve etrafında bulunan adamların çokluğu ile kibirlenmektir. Bu, kibrin en çirkin olanıdır. Çünkü, bu mal ve servet kendisinin değildir. Kendisi bunların sadece çobanıdır. Allah-u Zülcelal tüm bunları nasıl vermişse, öyle de geri alabilir. İnsanın yanında emanet bulunan bir şeyle kibirlenmesi de ahmaklıktır.

Beşincisi; ilim ile kibirlenmektir. İlim ile kibirlenmek, afetlerin en büyüğüdür. Hastalıkların en ağırı ve tedaviyi en zor kabul edenidir. Bunu tedavi edebilmek için çok büyük gayret göstermek lazımdır. Alim bir kimse, cahillere baktığı zaman, kendisini onlardan üstün görmekten alıkoyamaz. Alim, ancak şu iki şeyi bilmekle kendisini kibre düşmekten koruyabilir.