Makdisi: Zevahiri’ye dil uzatanlardan ve tekfircilerden beriyim

Ürdün’de hapis yatan ve Küresel Cihad düşüncesinin en önemli ilim adamlarından biri sayılan Ebu Muhammed el Makdisi Suriye olaylarına yönelik yaptığı açıklamada tekfirci yapılara ve El Kaide liderlerine yönelik hakaret ve karşı propagandada bulunan kesimlere hitab etti. Makdisi açıklamasında Müslümanların kanını helal gören ve tekfirci olarak tanımladığı yapılardan uzak olduğunu ilan etti.

Yüce Şahsiyetlerden, Alçakların Oklarını Def!

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,

HamdAlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur,

Salat ve Selam Allah’ın Resulü’ne olsun,

5 Cemaziyülahır 1435 – 5 Nisan 2014 gününe denk gelen cumartesi günü sevgili kardeşimiz, kıymetli şeyhimiz, bilge mücahit Eymen ez-Zevahiri’nin -Yüce Allah onu muhafaza etsin, hepimizi apaçık hak üzere sabit kılsın, dinine yardım ve tevhit sancağını kaldırmak için bizi hizmetçi eylesin- sözlerinden bazılarına muttali oldum. Bu az kelimeler benim hüznümü alevlendirdi.Müminlerin ahlakı ve Müslümanların edebi ile edeplenme ve eğitim aşamalarına daha önce hiç uğramamış,–kendinden söz ettirmek için- caddelerden zıplayıp, bilgisayar klavyelerine direk düşen bazı edep yoksunu cahillerin yüce şahsiyetlerimize/büyüklerimize dil uzatmalarını duyduğum her defasında, kalbimde kaynayıp duran şu kelimeleri yazmayı istedim. Rasulullah (sav)’den sahih olarak şöyle rivayet edilmiştir: “Sizin bana en sevgili ve kıyamet gününde bana en yakın mecliste olanınız, ahlakı en güzel olanınızdır. Sizin bana en sevimsiz ve kıyamet gününde benden en uzak olanlarınız gevezeler, boşboğazlar ve tepeden bakanlardır.[Tirmizi]

Kötü ahlaklılar ve edep yoksunları bilsinler ki Yüce Allah, Nebi’sine en yakın olan yüce makamlara ve en sevdikleri kimselere, kendilerini güzel ahlaktan ve hüsnü edepten mahrum bırakmaları sebebiyle onları muvaffak kılmayacaktır. Öyleyse kendilerini en çok buğz edilen ve Rasulullah (sav)’den en uzak olanlar arasında bulmadan önce, tövbe etsinler, dönsünler ve kendilerini ıslah etsinler. Ve bilsinler ki başkalarının dine yardımdan döndüğü zamanda, Allah’ın dinine hizmetkârkıldığı kimseler –vardır-.Müminlerin, Allah’ın sevdiği en özel sıfatlarından birisi, onların müminlere karşı alçak gönüllü olmasıdır,özellikle de müminlerin seçkinlerine, önderlerine ve faziletlilerine.

Dilini ve dişlerini, müminlerin umumunun en seçkini, Allah’ın dininin yardımcısına karşı bileyen bütün herkese!Bil ki, sen kesinlikle muhabbet beslenen seçilmişlerden bir kimse değilsin. Bu –halinden- sonra da ahitlerini bozanlara bedel, Allah’ın seni dinine yardım için hizmetkâr kılmasına ehil değilsin.Mücahitlerin üzerine edebiyat yapmayı terk et. İstersen, -cihattan geri kalıp- oturanlarla birlikte otur ve eğer gerçekten dürüst biriysen böylesi yüce bir faziletten kendini mahrum ettiğine ağla.

Bizim buralarda halk arasında yaygın bir söz vardır: “Büyüğü olmayanın, siyaseti/tedbiri olmaz.” . Bu sözü, Buharî (ra)’ın Sahihinde, Kitabu’l Edep bölümünde “Büyüklere İkram Etmek ve Soruya ve Söze Büyüklerin Başlaması” başlığında zikrettiğihadis teyit etmektedir ki bu hadiste Rasulullah (sav) “Büyüklerine-öncelik tanı-! Büyüklerine-öncelik tanı-!”buyurmaktadır ve yaş olarak büyüklerini kastetmektedir. Yani, söz hakkı en büyükleri takip ederek gelir. Çünkü kelamın -sahibinin- sınıfını seçmek, akıl ve fehim ile alakalıdır. Bu husus yemek ve içmekte söz konusu değildir. Bunda en büyük olan şart koşulmaz, (en büyük olanın) sağından devam edilir. Ubade b. Samit (ra)’dan Rasulullah (sav)’in şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Büyüğümüze saygı göstermeyen, küçüğümüze merhamet etmeyen ve alimimizin hakkını bilmeyen bizden değildir.” Ahmet ve Hakim rivayet etmiştir. Merfu olarak Abdullah b. Amr (ra)’dan şöyle rivayet edilmiştir: “Küçüğümüze merhamet etmeyen, büyüğümüzün şerefini bilmeyen bizden değildir.”Ahmet rivayet etmiştir. Rasulullah (sav)’in “bizden değildir” sözü bir beri oluştur ki bunu yapanın, büyük bir tehditle karşı karşıya olmasını ve hak menheçten kayıp doğru yoldan sapmasını gerekli kılar.

Rasulullah (sav)’in bu kıymetli vasiyetini alıp, cihatta ve hicrette öncü olan büyüklerimize dil uzatanların bazılarının bana ulaşan sözlerini ve onlara karşı düşmanlık/kin besledikleri şeyleri karşıma koyarak düşünüyorum da, bu şeyler onların cehaletlerine, ufuklarının darlığına ve görüşlerinin kısalığına delalet ettiğini, hatta bazen -sözü- nakletme hususundaki emanetlerinin azlığına işaret ettiğini –görüyorum-. Onlardan bazılarının şeyhlerin sözlerini kısaltarak söyleniş maksatlarının dışına çıkartan ve hevasına boyun eğdiren, yönlendirme hususunda en çirkin tevcihatlara doğru kasteden risalelerini inceledim. Nitekim aynı bozuk anlayışla, akıllarının kavrayamadığı şeyler sebebiyle, şeyhleri eleştiren risalelerine muttali oldum. Böylelikle, liderlerin, öncülerin ve yüce şahsiyetlerin hak menheçten saptığı iddiasınıispatlayıp, genç mücahitleri komutanlıklarının, büyüklerinin, cihatta, menheçte ve akidede önder olan kimselerin otoritelerindensıyrılmaya davet edebilsin. Ve aynı şekildealim müsveddesi, bırakın tevhidi ve cihadı daha yeni İslam olmuş, düne kadar Allah’ın düşmanlarının safında Müslümanların yok edilmesine iştirak edenlerden veya tekfirde aşırı gidip Müslümanların mallarını ve canlarını helal görenlerden birisi olan yeni yetmelere tabi olmaya çağırabilsin. Bu, anlayıştaki sığlıkla, ilimin temel esaslarında gelişi güzel davranmakla nasıl olurda bunlar ümmetin gençlerini yönetmeye, karşılaşılan problemlerde ve sıkıntılarda onlara yön vermeye, işinde uzmanlaşmış tecrübeli mütehassısların halledebileceği tehlikeli işleri çözmeye ehil olabilirler. Bunun en bariz örneği, Allah kendisine rahmet etsin Ebu Halit es-Surî’nin ve onun gibi,ahde vefaları sebebiyle cihat sahasında büyük tecrübeler ve meziyetler kazanmış öncülerin öldürülmesidir. Bu yapan kimse kesinlikle Allah’ın dini hakkında cürüm işlemiştir. Meydanı fehim, cihat, akıl ehli olan uzman kişilerden temizlemeyi istemektedir ki böylece meydan gelişi güzel hareket eden cahil ve -menheci- sapkın kişilere kalsın. Kendileri sapsınlar ve başkalarını saptırsınlar. Onların dalaletlerini ve Allah’ın dinini anlayışlarındaki kısırlıkları hususundaki bilgimizi, bu çirkin cürmü hafife almaları, kardeşimizin kanının dökülmesinden elem duymamaları, ona rahmet okumamaları ve açık bir şekilde bunu irtikap edenlerden beri olmamaları ziyadesi ile artırmaktadır. Bilakis üstü kapalı sözler kullanmaları onların üzerinde soru işaretleri oluşturmakta hatta şüpheleri artırmaktadır. Sonra da onların sözcüleri cehalet içerisinde şöyle demektedir: “Siz bir kefeye bir adamı diğerine de devleti mi koyuyorsunuz?”. Buradan avazım çıktığı kadar sana haykırıyorum: “Evet! Ebu Halit es-Surî’nin (Allah rahmet etsin) benzeri bir adamı değil bir devlete bütün devletlere karşılık koyuyoruz.” Çünkü o ve benzerleri devletlerin kurulmasında, cihadın semeresinin devşirilmesinde ve mücahit kafilelerinin Allah’ın dinine en faydalı olacak şekilde yönlendirilmesinde güvenilir ehil kimselerdir. Sen Nebimiz (sav)’in şu sözünü duymadın mı? “Eğer gökteki ve yerdekiler (Dikkat et, sadece bir devlete değil, gökteki ve yerdekilerin hepsine bedel kılıyor.) bir müminin kanını –dökmeye– iştirak etseler, Allah onların hepsini ateşe atar.”Tirmizi Ebu Hureyre ve Ebu Said’den (ra) rivayet etmiştir. İşte bu İslam ehli bizlerin ölçütüdür. İşte bu bizim menhecimizdir. İşte bu, amellerimizi kendisine göre ikame ettiğimiz ölçüdür. İşte bu bizim terazimizin adil iki kefesidir. Bununla sadık bir müminin kanı, değil bütün devletlerden gök ve yer ehlinin tamamından ağır basar. Hadi göster bana terazini ve kefeni!

Bazılarının sevgili Şeyh Ebu Katade’yedil uzatmaları ve “Ebu Katade bizim şeyhimiz değildir, bizim şeyhimiz ancak Makdisi’dir” şeklindeki sözleri bana ulaştı. Bilsinler ki ben, cihadî düşüncenin engin dağlarına edep sınırlarını aşarak davrananların veya Mücahit Komutan Şeyh Doktor Eymen ez-Zevahiri ve sevgili kardeşimiz Şeyh Ebu Katade gibi âlimlerine ve bilge yöneticilerine, Hani es-Sıbaî gibi basiretli ve kıymetli kimselere dil uzatan hiçbir kimsenin şeyhi değilim. Bu gibi kimselere dil uzatan her kes bilsin ki ben ondan değilim ve oda benden değildir. Benim öğrencim olması sebebiyle de benimle övünmesin. Bu değerli kimselere gönderdikleri –eleştiri ve hakaret- oklarından bana da bir pay ayırmaları beni gerçekten mutlu eder. Çünkü onların beni yermeleri bana, beni övmelerinden; benden beri olmaları kendilerini bana nispet etmelerinden daha hoştur. Nice isimler aklıma geliyor ki  yakın zamana kadar, daha sütten kesilmemiş apalama aşamasındaydılar da tabilerini etraflarında toplayabilmek için; veşeyhlerin sırtlarına çıkarak, kendilerini onlara mal ederek ve onların elbiselerine bürünerek şereflerini bina etmek için bu mübarek cihadî düşüncenin şeyhleriyle teberrük ediyorlardı. Buraya kadar, eğer kendilerini düzeltirler, adım atarlar ve ihlasla davranıp -nefislerini- ıslah ederlerse kınanmazlar. Fakatbu talebelerin, şeyhlerinin tercihlerinden kavrayamadıkları bir şey hoşlarına gitmediğinde, şeylerine kötü edep ve iftira oklarını fırlatmaları ne ahde vefa etmekten, ne imandan, ne de hüsnü ahlaktan değildir. Yüce Allah Nebimize salat ve selam etsin ki o şöyle buyurmuştur: “Ahde vefa etmek imandandır.” Ve ruveybidaların (işin ehli olmayan ilimsiz gevezelerin)önemli ve önemsiz her işin başına geçmelerinin kıyametin alametlerinden olduğunu haber vermektedir. Nice değersiz, boş, sefih, küfürbaz üsluplu ve kötü ahlaklı kimseler zamanımızda, ümmetin gençlerini saptırmak, sahih ve düzgün anlayıştan uzaklaştırmak, iftiralarla yalanlarla ve karalamalarla dillerini uzatarak onları yaralamak için işin başına geçmiştir.

Ahlakından yaralandığında bir topluluk,

Kalk ve onların yasını feryatlarla tut.

Arap ve acem tağutlar bunlardan kurtuldu ama mücahitlerin önderleri ve rabbani alimler bunlardan kurtulamadı. Onlar değersiz ve boş işlerle bilakis –ümmetin cihadını- yüz üstü bırakmakla -uğraşıyorlar-. Kendilerindeki çaba ve cihat ise önemsenmeyecek miktarlardadır. Keşke onlar, yazdıkları kitapları karalarken, Yüce Allah’ın “İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın.” [50/18] buyruğunu gözlerinin önüne getirselerdi. Veya da şairin şu sözüne değer verselerdi;

Hiçbir yazar yoktur ki sınanmasın

Elleri ile yazdıkları tarihe kaydolmasın.

Biliniz ki, bu kâtiplerin cehaletlerine kefil olan, komutanlarının emirlerini reddetmekle uğraşan, gözlerimizin önünde masiyetlerini ilan eden bu kimselerden mesuldür. Onlar –bu cahillerin yöneticileri-, bu cahiller için kötü bir örnek halini almışlardır ve onları temize çıkarmışlardır. Bu rezaletin boyutlarını küçümsemişlerdir. Bu cahillerin sefihliklerinden beri olduklarını ve onlarla irtibatlarının olmayıp, kendilerini temsil etmedikleri iddiasını gizli olarak ifade etmişlerdir. Sözlerinde sadıklarsa ve buna kudretleri varsa, bunu açıkça ifade etsinler ve onları kınıyorlarsa, onlardan beri olduklarını açıkça dillendirsinler. Yoksa cehaletlerini ilan eden, sefihlikleri münteşir ve işitilmiş, onları–kendi emirlerini- savunmanın peşindeki rezil kimseleri kendilerinden kabul edeceğiz. Çünkü onlar kendilerinin ashabıdır, onlar için mücadele etmektedirler ve onları savunmaktadırlar. Onlar sebebiyle sövüyorlar ve onların türküsünü çağırıyorlar. Onların biatine davet ediyorlar. Hatta bazıları onlar sebebiyle husumete teşvik ediyorlar ve alenen kafa kesmeyi istiyorlar. Sonra da –onların yöneticileri- gizli mektuplarında onlardan beri olduklarını yazıyorlar. Bizler, onların bu davete icabet etmelerinden, kendilerini ıslah etmelerinden ve hallerini beyan etmelerinden ümit kesmiş bir duruma daha yakın olduğumuzda, biliyoruz ki mücahit toplulukları içirisinde, kendileri ile nasihatleşmektenşeref duyduğumuz kimseler vardır. Allah’a hamdolsun ki onlarda dikkatle dinleyen kulaklar, söylediklerimizi kavrayan kalpler var ve işitip icabet ediyorlar.Bundan ötürü, bu risalede farklı beldelerdeki bütün mücahit kardeşlerimizi, kendi komutanlıkları etrafındaki cihatta, hicrette ve davette öncü olan kimselere sımsıkı sarılmaya davet ediyorum. Aynı şekilde büyüklerimize ve hikmetli önderlerimize karşı cüretkâr olan hiçbir kimseye kanmamaya çağırıyorum. Böylelikle, onlara karşı cüretkar olan, cürümlerine teşvik eden ve elleri kardeşlerimizin kanları ile kirlenmiş bu kimselere karşı el ele verip tek saf halinde olsunlar.

Cihadî menheçten dönüp, barışçıl yöntemleri benimsemek gibi iftira ve karalamalar ile mücahitlerin eşrafını eleştiren bu tür kötü çağrıları reddetsinler. Yalancılar kaybetti ve hüsrana uğradı. İnsansız uçakların onları vurmaması, onlara suikast yapmaması ve onların peşinde olmaması onlara kâfidir. Bilakis, bu insansızlar, kendilerine dil uzatır oldukları şuranın aslanlarını, şu lahzada hedef almaktadırlar. Haklarında bilgi sahibi olmadıkları şeyi dilleri ile söyleyen, batıllarını ağızları ile kapan veya Müslümanların kanını hafife alan veya Müslümanların kanını dökmeye teşvik eden veya da alimlerin, basiret sahiplerinin ve yöneticilerin yönlendirmelerinden, onların hak menheçten ve doğru yoldan saptığı bahanesi ile yüz çevirmeye davet eden  bu kimseleri dinleyenlerden olmaktan şiddetle kaçının. Bunun sebebi ise onların aşırıların hevaları peşinde sürüklenmemeleridir.Öyleyse hepimiz için, mücahitleri ve ilimde derinleşmiş, davette, cihatta ve hicrette öne geçmiş şeyhleri sevip desteklemede (muvalatında)  çok ciddi ve net bir duruş olsun. İşte bunlar Rasulullah (sav)’in emanetlerimizi tevdi etmekten razı olduğunu bildirdiği kimselerdir. Nitekim Müslim, Ahmet ve diğer mühaddislerinİbniMesud (ra)’dan rivayet ettikleri hadiste şöyle buyurmaktadır: “Bir topluluğa, Allah’ın kitabını en iyi okuyanı imamlık eder. Eğer okumada eşit olurlarsa, sünneti en iyi bileni imamlık eder. Sünnette de denk olurlarsa, hicrette öne geçen imamlık eder. Eğer hicrette de denk olurlarsa yaşça büyük olanı…”

Hicrette ve yaşta önce olmaya, imamet hususunda itibar edilmesini düşün. Mücahitlerin önderliği hususunda ise buna itibar etmek daha evladır. Çünkü bu namazdaki imametten, nefislerle ve kanlarla alakalı olması sebebiyle daha önemli ve tehlikelidir. Ve buna ilim, anlayış, deneyim, ufuk genişliği ve vakıaya hakim olmak da eklenince, onun önüne hiç kimse geçirilemez. Bundan dolayı, yaşları küçükler, İslam’a yeni adım atmışlar, cihat deneyimleri ve maslahatlarınile mefsedetlerin takdirinde tecrübeleri az olanlar –bu işte- münferit olduklarında, kararlarını tek başlarına alıp, emirlerine ve bilge önderlerine isyan ettiklerinde, bizzat ayrılığın, ihtilafın, haram kanı dökmenin, mücahitlerin rüzgarının/gücünün gitmesinin, aşırılığın, dik kafalılığın, işlere hakiki boyutundan daha büyük anlamlar yüklemenin, eşyayı ve olayları hakkettiği isimlerden başka isimlerle isimlendirip kendi gömleğinden başka gömlekler giydirmenin (bazılarının cemaatlerini devlet olarak isimlendirmeleri gibi Çev.) odağına düşüverdiler. Sonra da bunun üzerine hatalı hükümler bina ettiler. Çünkü ferî meselelerdeki inhiraf, asıllardaki kaymaların nihai sonucudur. Öyle bir pozisyona gelinmiştir ki, cahiller büyüklerimize karşı cüretkar olmuş, sefihler alimlerimize dil uzatır; fıkıh, ilim ve anlayışları sebebiyle ayıplar, basiretleri sebebiyle kınar hale gelmiştir. İşte bu onların anlayışlarını ters yüz eden hastalıklarıdır. “Ama gerçek şu ki, gözler kör olmaz; lâkin göğüsler içindeki kalpler kör olur”[22/46]

Yırtık, yamanın kapatacağı sınırları aşmıştır.Hiç kıymeti olmayan düşmüş kimseler, en kapalı meselelere dalmaya iştirak etmiş ve cehalet ehli, ilim ehlini ilimleri sebebiyle ayıplar, fıkıh ehlini fıkıhları ve hikmet ehlini hikmetleri sebebiyle kınar hale gelmiştir. Güvenilir kimseler hainlikle vasıflanır, hainler ise güvenilir olmuştur.

Akli olarak gelişememiş bunlar aşrı gittiler ve seçkinlerimizi ve büyüklerimizin üstüne çıkmayı ve onların akıllarını ve tercihlerini aşağılamayı istediler ki –onların tercihlerini- azıcık aklı olanlar kavrayabilirve zihinsel olarak geri kalmışlar bile idrak edebilir. Hayır! Binlerce kez hayır! Kafile, başında büyükleri olduğu halde yürüyor ve biz onlara şöyle sesleniyoruz! Ey sevgili kardeşlerimiz! Ey bizim büyüklerimiz! Ey gözlerimizin aydınlıkları! İt ürür, kervan yürür. Sizler bu zamandaki cihat ehlisiniz ve ana unsurusunuz. Size buğz edenler, faydasız bir şekilde atılan köpük gibidir. Arkadan haince vuranlar sizi üzmesin. Sizler ilklersiniz ve imamlarsınız. Sizler Allah’ın emrini kaim eden öncülersiniz. Terk edenleri dikkate almayın. Çünkü Rasulullah (sav) sizi şöyle isimlendirdi:“Ümmetimden bir grup, Allah’ın emri gelinceye kadar, Allah’ın emrini yerine getirmeye devam ederler. Onları terk edenler ve onlara muhalefet edenler onlara zarar veremezler.” Dileyen kervana katılsın, dileyende laf getirip götüren iftiracılarla beraber kalsın.

İnşallah bizler, imamlarımıza, büyüklerimize hizmetçiyiz ve ihlasla, hak üzere onlara yardımcıyız. Boyunlarımız onların boyunlarına fedadır, canlarımız onların canlarına kalkandır. Buğz edenlerin ve yüz çevirenlerin oklarını göğsümüzle ve sırtımızla karşılarız. Yöneticilerimizi eleştiren iftiracıların yalanlarına meydan okuruz. Velev ki, bu bizi, okların bize yönelmesiyle kefil kılsada, biz göğsümüzü oklara vatan belleriz. Onları yeren alçakların bizi zemmetmesi, onların bizi övmesinden daha sevimli, daha ak ve daha temizdir. Bundan dolayı onlara karşı hazırız. Şairin dediği gibi:

Oklar bana isabet ettiğinde zarar veremez,

Kalbimde yer bulmadan, okok üzerinde parçalanır

Kendisiyle başladığım şeyle bitiriyorum. Sevgili kardeşimiz Şeyh Eymen ez-Zevahiri’ye –Allah muhafaza etsin- şöyle sesleniyorum: “bu beyanın gecikmesinden ötürü sizden özür diliyorum. Bana ve benim gibilere vacip olan, apaçık ortaya konmuş bir duruş sergileyip, bununla sizin gözlerinizi aydın etmek ve ilk günden bu yana, uzak görüşlülüğünüzü ve hikmetinizi reddeden bütün herkese karşı size yardım etmekti. Bu gecikmemize, belki kötü işler yapanlar döner ve tövbe eder diye gizlice nasihat edip anlaşmazlığı çözmeye çalışmamız sebep oldu. Aynı şekilde kendisinde Suriye cihadı için maslahat olan ve içerisinde sulh ve ıslah barındıran şeyleri onlara sunmamız sebebiyle de geciktik. Gözünün aydınlığı ve kalbinin ferahlığı olacağını yakinen bildiğimiz bu şey, ömürlerini ve nefislerini Allah için satmış, dini için bunları cömertçe feda etmiş yüce şahsiyetlerimize muhalefeti müdafaa etmektir. Biz, sizi böyle zannetmekteyiz, hesaba çekecek ise Allah’tır. Yüce Allah’tan, seni ve seninle beraber olan mücahit kardeşlerimizi korumasını; tağutlar ve mürtetlere karşı bize yardım etmesini; tevhit sancağını kuvvetlendirmesini; mücahitlerin kuvvetlerini birleştirmesini; kendi gölgesinden başka gölgenin olmadığı o günde bizi gölgesinde toplamasını; Firdevs’te sevgili Nebimiz Muhammed (sav)’le ve ashabıyla bir araya getirmesini dileriz.

Not:

Bu sayfaları dışarıya çıkarmaya çalışırken ki Yüce Rabbim zorlaştırdı ve gecikmesini takdir etti, öz kardeşimin dilinden yayılmış sayfalardan haberler bana ulaştı. Kardeşlerimi bunun gibi şeylerden sakındırıyorum. Ben kardeşimin aklını bu tür alçak düşüncelerden tenzih ederim. Bazıları hayalarının azlığına delalet eden enteresan bir yol ile benim ismimi o sayfalara sokmaya çalışmış ki hitap, bu kelimeleri söyleyen Makdisi’nin öz kardeşidir şeklinde tanımlanarak gelmiştir. O Ebu Musab’a –Allah ona rahmet etsin- arkadaşlık etmiştir ve el-Kaide’dendir. Bunlar edep azlığından, Makdisi’nin kardeşine nisbeti ile pazarlama gayretidir. Başkalarının “Bu Makdisi’nin talebesidir” dediği gibi. Yakın zamanda Zerkavi’nin arkadaşından veya Makdisi’nin arkadaşından bazı sayfaları işitiriz ki bu ta Makdisi’nin annesine kadar ulaşır. Şöyle denmiştir: “Utanmıyorsan, dilediğini yap.”

Onların bu yaptıkları ayıptır. Cihadî olarak isimlendirilen sitelerinde bunun gibi kelimeleri yayması ayıptır. Yoksa, kendisinde nasihat, eleştiri ve bazılarının hatalarından beri oluş bulunan kelimeler her çıktığında, nasihati ve eleştiriyi reddinizi haklı çıkarmak için: “Makdisi esirdir ve –sahada- bulunmamaktadır. Ona haber götürenler ise, olayları tahrif edip karalıyorlar.” dediğinizi unuttunuz mu?  Hayır! Çok iyi bilin ki! Bize, size gelen şeyler ve daha fazlası güvenilir kaynaklardan ulaşmaktadır. Fakat, kalplerimize hüzünle dokunan şeylerin onda birini bile dışarı çıkarmaya güç yetiremiyoruz. Bu ise, ayrıntılıca ele alma ile açıklamaya değer olan mühim ve detaylı konulardaki beyanımızın gecikmesinin sebeplerinden birisidir.

Bizden nasihat isteyenlerin, bizim vakıadan uzak olmamız iddiası ile nasihatlerimizi yaymaması da ayıp değil midir? Peki ya, rafizilerin zindanlarında sekiz yıldır vakıadan uzak olan kardeşime nispet edilen sözlerle sevinmeleri ayıp değil mi? Ki o bugün Veziristan’da ve iletişim ve ulaşım araçlarından çok uzaklarda ki bunlarsız ulaşım bineklerin ciğerlerini parçalıyor. Bundan dolayı kardeşim annesi ile görüşmeye çok nadir güç yetiriyor ve her defasında iletişim araçlarına ulaşmanın çok zor olmasından dolayı özür beyan ediyor.

Allah’tan korkup doğru söyleyecek hiç kimse yok mu? Ben, kardeşimin aklının bu yazılanlardan daha büyük olduğunu biliyorum.

Ebu Muhammed el-Makdisi

İrmimin Hapishanesi

2 Recep 1435

2 Mayıs 2014

Çeviri: Emre Özdemir

Kaynak: http://www.tawhed.ws/r?i=05051401