İslam’a göre evlat edinmenin hükmü nedir?

İslamiyet öncesi Arap toplumunda var olan ve İslam’ın ilk yıllarında eski geleneğin bir devamı olarak sürdürülen evlat edinme kurumu Medine döneminde; “Allah evlatlıklarınızı öz çocuklarınız (gibi) kılmamıştır. Bu, sizin ağızlarınızla söylediğiniz (fakat gerçekliği olmayan) sözünüzdür.” [Ahzab, 33/4] ayeti ile kaldırılmış, bir sonraki ayette evlatlıkların öz babalarına nispet edilmesi emredilmiştir. İslam dini, sosyal dayanışmaya önem vermiş ve hayırda yardımlaşmayı tavsiye etmiştir. Kur’an’da; “İyilikte ve takvada yardımlaşın, ama günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayın.” [Maide, 5/2] buyrulmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.s.) de, işaret parmağıyla orta parmağını birleştirerek: “Ben ve yetime bakan kimse cennette şöylece beraberiz.” buyurmuştur [Müslim, Zühd, 42]. Bu nedenle sevgiye, şefkate ve korunmaya muhtaç kimsesiz çocuklara yardım eli uzatılarak topluma kazandırılmalıdır. Dinimizde kimsesiz çocukların bakım ve gözetilmesi tavsiye edilmiş olmakla birlikte, hukuki birtakım sonuçlar doğuran bir evlatlık müessesesi kabul edilmiş değildir. Buna göre evlat edinenle evlatlık arasındaki bu ilişki sebebiyle bir evlenme engeli doğmadığı gibi, evlatlığın kendi öz anne babasının yerine, evlat edinenlerin nesebine kaydedilmesi de caiz değildir. Ayrı- ca evlatlık olarak büyütülen çocukla, evlat edinenler arasında birbirlerine mirasçı olma hakkı da söz konusu değildir [Kurtubî, el-Câmî’ li Ahkâmi’l-Kur’an, XIV, 80]. Ancak evlat edinenler hayatta iken diledikleri kadar malı evlatlık olarak büyüttükleri çocuğa hibe edebilecekleri gibi, mallarının üçte birini vasiyet yoluyla da ona bırakabilirler. Bu itibarla, mahremiyet ile ilgili dinî kayıt ve şartlara riayet etmek kaydıyla çocuğu olmayan ailelerin kimsesiz çocukları büyütmek üzere yanlarına almalarında bir sakınca görülmemektedir. Ancak bu davranış, evlat edinme olarak algılanmamalı ve aralarında mirasçılık cereyan etmemelidir.

Yorumlar