Hz. Ebu Bekir

MÜRTEDLERLE MÜCADELE

Hz. Ebu Bekir Rasulullah’ın halifesi olduktan sonra, onun vefâtıyla Arabistan’da Mekke ve Medine dışındaki bölgelerde görülen dinden dönme hareketlerine, yalancı peygamberlere, “Namaz kılarız, ama zekât vermeyiz” diyenlere karşı savaş açtı. Esvedu’l-Ansı, Müseylemetü’l-Kezzâb, Secah, Tuleyha gibi yalancı peygamberlerle yapılan savaşlarla isyan bastırılmış, zekât yeniden toplanmaya ve Beytü’l-Mal’e konulup dağıtılmaya başlanmıştır.

Rasûlullah’ın hazırladığı, ancak vefatı sebebiyle bekleyen Üsâme ordusunu Ürdün’e yollayan Ebu Bekir, Bahreyn, Umman, Yemen, Mühre isyanlarını bastırmıştır. İçte isyancılarla mücadele edilirken, dışta da iki büyük imparatorluğun, İran ve Bizans’ın ordularıyla karşılaşılmıştır. Hîre, Ecnâdin ve Enbâr, savaşlarla İslâm diyarına katılmış, Irak fethedilmiş, Suriye’nin de önemli kentleri ele geçirilmiştir.

KUR’ÂN-I KERÎM’İN TOPLANMASI, “MUSHAF”IN MEYDANA GELMESİ

Câmiu’l Kur’ân: (Hilafeti döneminde Kur’ân-ı Kerim’i cem etmiştir.)

Hz. Ebu Bekir, Ridde harplerinde, vahiy kâtiplerinin ve hafızların birçoğunun şehit olması üzerine, Hz. Ömer’in Kur’ân’ın toplanması fikrine önce sıcak bakmamışsa da sonra ona hak vererek, Kur’ân âyetlerinin toplanmasını sağlamıştır. Hz. Muhammed (sav) zamanında peyderpey inen vahiy, kâtiplerce ceylan derilerine, beyaz taşlara, enli hurma dallarına yazıldığı gibi, ashâbın çoğu da Kur’ân hâfızı idi. Ancak, yazılı olan âyetler dağınıktı, kurrâ da azalınca Kur’ân’ın muhafazası hususunda endişe edildi. Kur’ân sayfalarının toplatılması vazifesi, Peygamberimizin (a.s.m.) vahiy kâtiplerinden Zeyd bin Sâbit’e (r.a.) verildi. Hz. Zeyd o sıralarda 20 yaşlarında bulunuyordu. Ayrıca Kur’ân-ı Kerim’i baştan sona ezberleyen ve en iyi okuyan sahabilerden biriydi Hz. Zeyd bu kutsi vazifeyi alır almaz derhâl harekete geçti. Hz. Ebû Bekir’in emriyle, yanında âyet yazılı parça bulunanların, Resulallah’ın huzurunda yazıldığına dair iki şahitle birlikte bu parçaları getirmesini ilan etti. Bütün sahabiler meseleye bütün güçleriyle sahip çıktılar. Ellerindeki belgeleri, Resulallah’ın huzurunda yazıldığına dair iki şahitle beraber Hz. Zeyd’e getiriyorlardı. Hz. Zeyd de onları sûre ve âyet sırasına göre düzenliyordu.

Bu şekilde, bir sene gibi kısa bir zamanda, dağınık olan Kur’ân sayfaları bir araya toplanmış oldu. Ebû Bekir (r.a.), Hz. Zeyd’e âlim sahabilerden bir heyet teşkil etmesini emretti. Toplanan Kur’ân âyetleri bu heyet huzurunda okundu. Hiçbiri itiraz etmedi.

Hz. Ebû Bekir vefatına kadar, toplu hâldeki Kur’ân nüshasını yanında muhafaza etti.Bu Mushaf Ebû Bekir’den Ömer’e, ondan da kızı Hafsa’ya geçti ve Hz. Osman zamanında çoğaltılarak Dârü’l-İslam’ın bütün vilâyetlerine dağıtıldı.

 

Hz. Ebû Bekir İslamiyet’i muhtaç gönüllere ulaştırmak için ordular hazırladı. Hz. Hâlid bin Velid kumandasındaki bir orduyu Irak içlerine gönderdi. Bu ordu zaferden zafere koşarak kısa zamanda Irak’ın mühim bir kısmını fethetti. Tevhid sancağını oraya dikti.

Irak’ın fethinden sonra Hz. Hâlid bin Velid’i Şam’a gönderdi. Hz. Ebu Bekir Hicrî 13. yılda Cemâziyelâhir ayının başında hicretten sonra Medine’de yakalandığı hastalığının ortaya çıkması üzerine yatağa düşünce yerine Hz. Ömer’in namaz kıldırmasını istedi. Ashâbla istişâre ederek Hz. Ömer’i halifeliğe uygun gördüğünü söyledi. Hz. Ömer’in sert ve kaba oluşu gibi bazı itirazlara cevap verdi ve hilâfet ahitnamesini Hz. Osman’a yazdırdı. Ebu Bekir de, çok sevdiği Rasûlullah gibi altmış üç yaşında vefat etti. Vasiyeti gereği Rasûlullah’ın yanına -omuz hizasında olarak- defnedildi. Böylece bu iki büyük insanın, iki büyük dostun, kabirlerinde de birliktelikleri devam etti.

Cenaze namazını Hz Ömer (RA) kıldırmıştır. Kabre oğlu Abdurrahman (RA),Hazreti Ömer (RA),Hazreti Osman (RA) ve Hazreti Talha (RA) indirmiştir.

“Doğru Yolda Giden Olgun Halifeler Dönemi” anlamına gelen “Hulefa-i Raşidin Dönemi” olarak da adlandırılan “Dört Halife Dönemi”nde İslam Devleti’nin sınırları batıda Trablusgarp, doğuda Horasan ve kuzeyde Kafkasya’ya kadar genişletilmiş; böylece Arap Yarımadası dışına ulaşan İslamiyet, Asya ve Afrika’daki çeşitli milletlerce benimsenmiştir.

Kuşkusuz bu genişlemede büyük katkısı olan Hz. Ebu Bekir’in önemli vasıflarından biri de yürüttüğü askeri faaliyetlerde gösterdiği merhametli ancak kararlı tavırdır.

Hz. Ebû Bekir, kulluk vazifesinde de çok önde bir şahsiyetti. Bir gün sahabiler, Peygamber Efendimizin etrafında toplanmışlardı. Sohbet sırasında Peygamber Efendimiz (a.s.m.) Sahabe-i Kirâm’a bir soru sordu:

“Bugün hanginiz oruçludur?”

“Ben, yâ Resulallah.” dedi Hz. Ebû Bekir.

Peygamberimiz, “Bugün hanginiz bir cenazeyi takip etti?” diye sordu.

Ebû Bekir, ”Ben, yâ Resulallah.” diye cevap verdi.

Peygamberimiz, “Bugün sizden kim bir fakiri doyurdu?” diye sordu.

Ebû Bekir, “Ben doyurdum, yâ Resulallah.” dedi.

Peygamberimiz, “İçinizden kim bir hasta ziyaret etti?” diye sordu.

Yine Hz. Ebû Bekir, “Ben!” cevabını verince, Allah’ın Resûl’ü tebessüm ederek şu müjdeyi verdi:

“Bu hasletler kimde toplanırsa, işte o, cennete girer.”

Hz. Ebû Bekir çok güzel Kur’ân okurdu. Kur’ân okuyuşu o kadar tesirliydi ki, okurken hem kendisi ağlar, hem de dinleyenleri ağlatırdı. İslam’ın ilk yıllarında Mekke’de müşriklerin kadınları, çocukları ve köleleri bile onu dinlemek üzere başına toplanırlardı. Fakat müşrikler, “Çoluk çocuğumuzu dinimizden çıkaracak!” diye buna engel oldular.

O, Kur’ân’ı anlama, sünnete vâkıf olma hususlarında da sahabilerin en âlimi idi. Çünkü hayatı boyunca Resulallah ile beraber olmuş, bütün duyguları ve kabiliyetleri ile ondan İslam’ı ve Kur’ân’ı anlamaya yönelmişti. Bunun içindir ki, Resulallah sağlığında bile kendisine fetva salahiyeti vermişti. Hz. Ebû Bekir, hangi âyetin ne zaman ve hangi hadise üzerine indiğini en iyi bilenlerdendi.

Bir gün Hz. Ebû Bekir, Ashâb’dan bir grubun, “Ey iman edenler! Siz kendinizi kötülüklerden korumaya bakınız. Siz doğru yolda olduktan sonra, sapıklığa düşenler size zarar veremez.” mealindeki Mâide Sûresi’nin 105. âyet-i kerimesini farklı bir şekilde anladıklarını gördü. Duruma müdahale ederek:

“Bu âyeti asıl maksadından daha farklı anlıyorsunuz. Ben, bu âyeti okuduktan sonra, Resulallah’ın şöyle buyurduğunu işittim: ‘İnsanlar zalimi görüp zulmüne engel olmazlarsa, hepsine birden ceza gelmesi beklenmelidir.’”dedi.

Hz. Ebû Bekir çok zengin bir insandı. Zenginliği kadar da çok cömertti. Bu cömertliği bazen bütün varlığını Allah yolunda harcamaya kadar varırdı. Hz. Ömer bununla ilgili bir hatırasını şöyle anlatır:

“Bir defasında İslam davası için Resulallah, yardımda bulunmamızı emir buyurmuştu. Bu, servetimin çok olduğu bir zamana rast geldi. İçimden, ‘Bugün Ebû Bekir’i geçebilirim!’ dedim. Malımın yarısını getirip Resulallah’a teslim ettim. Resulallah:

“‘Ailene ne bıraktın, ey Ömer?’ dedi.

‘”Getirdiğim kadarını da aileme bıraktım.’ dedim.

“Biraz sonra Ebû Bekir geldi. O da malının tamamını getirmişti. Resulallah (a.s.m.) ona da:

“‘Ailene ne bıraktın, ey Ebû Bekir’ dedi. Hz. Ebû Bekir’in verdiği cevap şuydu:

‘”Onlara da, Allah ve Resûl’ünün sevgisini bıraktım.’

“Ben bunun üzerine, ‘Artık hiçbir hayır yarışında Ebû Bekir’i geçemem!’ de­dim.”

Peygamber Efendimiz (a.s.m.), onun bu yüksek fedakârlığını metheden ifadelerde bulunmuştur. Bir defasında, “Bana malı ve sohbeti hususunda insanların en cömerti, Ebû Bekir’dir.” buyurmuştur.

Bir başka defa da, “Yaptıklarına karşılık mükâfatını veremediğimiz kimse yoktur; ancak Ebû Bekir müstesna… Bizim yanımızda Ebû Bekir’in öyle bir cömertliği vardır ki, kıyamet gününde onun mükâfatını ancak Allah verir.” buyurmuşlardır.

Peygamber Efendimizin Hz. Ebû Bekir hakkında takdir ve tavsif dolu hadisleri vardır. Bunlardan birkaçını kaydediyoruz:

“Peygamberler müstesna insanların en faziletlisi, Ebû Bekir’dir.”

İbn-i Ömer (r.a.) şöyle rivayet ediyor:

“Peygamber Efendimiz (a.s.m.) bir gün evinden çıktı, mescide girdi. Sağında Hz. Ebû Bekir, solunda da Hz. Ömer vardı. İkisinin ellerinden tutmuş olduğu hâlde şöyle buyurdu:

‘”Biz kıyamet gününde işte bu şekilde diriltileceğiz.’”

Bir başka hadis-i şerifte de şöyle buyurulmuştur:

“Kim Allah rızası için sadaka verirse, cennette ‘Ey Allah’ın sevgili kulu! Buraya gel. Bu kapıda büyük bir hayır ve bereket vardır.’ diye çağrılır. Çok namaz kılanlar cennetin namaz kapısından, mücahitler cihat kapısından, çok sadaka verenler sadaka kapısından, oruçlular ise Reyyan kapısından davet edilirler.”

Bu sırada Hz. Ebû Bekir de orada bulunuyordu:

“Anam babam size feda olsun, yâ Resulallah! Bir kişi bütün bu kapılardan davet edilebilir mi?” dedi. Peygamber Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyurdu:

“Evet, davet edilebilir. Senin, işte bu davet edilenlerden biri olduğunu ümit ederim.”

Hz. Ebû Bekir, Peygamberimizden 142 hadis rivayet etmiştir. Onun bu kadar az hadis rivayet etmesinin sebebi, Peygamber Efendimizden sonra iki yıl gibi kısa bir müddet hayatta kalmış olmasıdır. Ayrıca devlet işleriyle meşguliyeti de hadis rivayetine mâni olmuştur.

Rivayet ettiği hadis-i şeriflerden biri şudur:

“Size doğruluğu tavsiye ederim. Doğruluktan ayrılmayınız. Çünkü doğrulukla iyilik bir aradadır ve her ikisi de cennettedir. Yalandan sakınınız. Çünkü yalan, kötülükle beraberdir ve her ikisi de cehennemdedir. Allah’tan af ve afiyet isteyiniz. Çünkü hiç kimseye imanda yakinden sonra af ve afiyetten daha hayırlı bir şey verilmemiştir. Birbirinizi kıskanmayınız. Birbirinize düşmanlık etmeyiniz. Ey Allah’ın kulları, kardeş olunuz.”