Hz. Ebu Bekir

Halifeliği

O, kendisini halife olarak öne sürmedi. Hz. Ebû Bekir, Ashâb’ın ileri gelenlerinin yaptıkları konuşmalardan sonra itti­fakla “Resulallah’ın halifesi” seçildi. Çünkü herkes onun Resulallah (a.s.m.) yanındaki yerinin herkesten önde olduğunu biliyor ve takdir ediyordu. Ebû Bekir (r.a.) halife seçildiğinin ertesi günü mescidin minberine çıktı ve şu tarihî konuşmayı yaptı:

“Ey insanlar! Ben sizin en hayırlınız olmadığım hâlde size emîr oldum. Fakat Kur’ân ve Resulallah’ın sünneti bize öğretildi. Bilgimiz varsa ancak bu sayede­dir. Hali­felik hizmetinde benim için bir rahatlık yoktur. Gücüm yetmeyen ağır bir işi elimde olmayarak üzerime almış bulunuyorum. Bu vazife için daha güçlü birisinin seçilmesini çok arzu ederdim. Size Allah’tan korkmanızı tavsiye ede­rim!

“Ey insanlar! Eğer vazifemi hakkıyla yerine getirirsem bana uyun ve bana yardım edin. Eğer kötülüğe saparsam beni doğru yola getirin! Doğruluk ema­nettir, yalancılık da hıyanettir. İnşaallah içinizde en zayıfınız, kendisinin hakkı­nı alıncaya kadar yanımda en güçlünüz olacaktır. İçinizdeki en güçlünüz de, üzerine geçirdiği hak kendisinden alınıncaya kadar benim yanımda en zayıfı­nız olacaktır. Ben Allah’a ve Resûl’üne itaat ettikçe siz de bana itaat edin. Allah ve Resûl’üne isyan ettiğimde bana itaat etmeniz gerekmez. Kendim ve sizin için Allah’tan af ve bağışlanma diliyorum.”

Hz. Ebû Bekir, halife olduktan sonra büyük bir titizlikle ve Peygamber Efendimize sadakada üzerine düşen vazifeleri yapmaya koyuldu. İlk işi, Peygamberimizin yapmak isteyip de ömrünün vefa etmediği, Üsâme ordusunu Şam’a göndermek oldu. Sahabilerin ileri gelenlerinden bazıları o sırada meydana çıkan “Yalancı Peygamberler” meselesini ileri sürüp “ordunun sefere çıkmasının biraz geciktirilmesi” istikametinde görüş beyan etmişlerdi. Bunlara karşı halifenin cevabı şu oldu:

“Allah’a yemin ederim ki, eğer kaplanlar ve kurtların Medine’ye gelip beni parçalayacaklarını bilsem, yine Resulallah’ın emrini yerine getireceğim! Çünkü Resulallah, ‘Üsâme ordusunu mutlaka gönderin.’ buyurmuştur.”

Hz. Ömer’in Üsâme’yi genç bulup daha yaşlı birinin kumandan olmasını teklifi üzerine de:

“Ey Hattab’ın oğlu! Üsâme’yi Resulallah kumandan tayin ettiği hâlde, bu kararı ben nasıl değiştirebilirim?!” dedi.

Üsâme ordusu, Ebû Bekir’in (r.a.) verdiği talimatla hareket etti. Rumlarla karşılaşmadı. Fakat geri dönerken, dinden dönen Huzaalılardan bir grubu bozguna uğrattı. Böylece hem Resulallah’ın emri yerine getirilmiş, hem de başgösteren büyük bir fitneden Müslümanlar kurtarılmış oldu.

Artık Hz. Ebû Bekir devletin reisi ve Resulallah’ın halifesiydi. Kızı ve Resulallah’ın hanımı Hz. Âişe, babasının hilafeti hususunda şu ibretli sözleri söylemiştir:

“Bu vazife öylesine ağır bir yüktü ki, eğer dağların üzerine çökseydi onları paramparça ederdi! Fakat Hz. Ebû Bekir bu ağır vazifeyi Allah’ın yardımı ve müminlerin desteği sayesinde en mükemmel şekliyle yerine getirdi. Halifeliği müddetince Kur’ân ve hadiste açık bir delil bulunmayan hususlarda sahabilerden gerekli gördükleriyle istişarede bulundu.”

  1. EBU BEKİR’İN ORDUSUNA YAPTIĞI BİR KONUŞMA

“Davanıza ihanet etmeyin. Savaşta bile insaftan ayrılmayın. Çocukları, yaşlıları, kadınları öldürmeyin zulmetmeyin, hurma ve diğer meyve ağaçlarını, koyun, keçi ve diğer hayvanları yemenin dışında bir amaçla kesmeyin, telef etmeyin. Kiliselerde ibadete çekilenlere rastlarsanız onları ibadetleri ile baş başa bırakın. Size yiyecek, içecek ikram edilirse “Bismillah” demeden yemeyin, içmeyin.”

 

Hz. Ebû Bekir son derece iyi bir idareciydi, işlere kabiliyet ve ehliyetli olanları tayin ederdi. Mesela maliye işlerine, Peygamber Efendimizin “Ümmetin Emini” dediği Ebû Ubeyde bin Cerrah’ı tayin etti. Adalet timsali Hz. Ömer’i hukuk işlerine, vahiy kâtiplerinden Zeyd bin Sabit’i de kayıt ve yazışma işlerine memur etti.

Hz. Ebû Bekir, idaresini üzerine aldığı halkın durumunu teftiş etmek için geceleri dolaşır, zayıf ve kimsesizlerin yardımına koşardı. Salih el-Gıfârî bununla ilgili bir hatırasını şu şekilde anlatır:

“Yaşlı ve âmâ bir kadının bakımını Hz. Ömer üzerine almıştı. Kadın kimsesizdi. Hz. Ömer yiyecek ve içeceğini bizzat kendisi götürür, işlerini görürdü. Bir gece baktı ki, kendisinden önce biri gelip kadıncağızın bütün işlerini görmüş! Ertesi gün erken davranıp vazifesini yaptı ve gizlendiği yerde beklemeye başladı. Bir de baktı ki, müminlerin halifesi Ebû Bekir geliyor! Gizlendiği yerden çıktı ve duygulanarak:

“Demek sendin, ey müminlerin emîri!”

Hz. Ebû Bekir, vali ve ordu komutanlarına sözlü ve yazılı tavsiyelerde bulunurdu. Bir defasında İkrime’ye (r.a.) şu ibretli tavsiyede bulunmuştur:

“Yapacağım, dediğin şeyi yap; söz verince, vaadini yerine getir. İkaz etmekten korkma, fakat bunu yaparken neyi söyleyip neyi söylemeyeceğine dikkat et. Suçluya hak ettiği cezadan fazlasını verme, hak edene de ceza vermeyi geciktirme.”

Halife seçildikten sonra ailesinin geçimi için devlet hazinesinden maaş almayı hiç düşünmemişti. Geçimini ticaret yaparak karşılamak istiyordu.

Halife seçildikten sonra bir gün ticaret için pazara gidiyordu. Hz. Ömer’le karşılaştı. Hz. Ömer, kendisine Beytülmâl’den maaş bağlanmasını teklif etti. Hz. Ebû Bekir, “Aldığım paranın karşılığını ödeyememekten korkarım!” dedi. Fakat Hz. Ömer, vaktinin ancak devlet işlerine yeteceğini, ticaret yapmaya artık vakti kalmayacağını söyledi. Ve onu hazineden geçimi kadar maaş almaya ikna etti. Hz. Ebû Bekir, halifelikte kaldığı iki yıl müddetince hazineden maaş almıştır. Fakat vefat ettiğinde aldığı maaşın hepsinin hesap edilerek tamamıyla mirasından karşılanmasını vasiyet etti.