Hadisi Şerif Nedir ve Önemi

Hadis veya hadisi şerif, lügatte söz, haber, sonradan vücuda gelen şey anlamına gelen hadis dini literatürde  bir rivayet zinciri ile Peygamber Efendimize  dayandırılan ve kendisinin değişik olaylar ve sorunlar karşısında veya Kur’an’ın âyetlerini açıklamak için söylediği söz, fiil ve onayları kapsamaktadır. Bu anlamda hadisi şerif yalnızca Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav)’in sözlerini değil, davranışlarını ve bazı olaylar karşısında susarak onayladığı davranışları da kapsamaktadır. Bu mânâda hadis, sünnet ile eş anlamlıdır. Hadis kelimesi zamanla, Hz. Peygamber (sas)’den rivâyet edilen haberlerin genel adı olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Hadisi Şerif  Önemi

Rasûlullah (s.a.s), Allah’tan aldığı vahyi yalnızca insanlara aktarmakla kalmamış, aynı zamanda onları açıklamış ve kendi hayatında da tatbik ederek müşahhas örnekler hâline getirmiştir. Bu nedenle O’na “Yaşayan Kur’ân” da denilmiştir.

İslâm bilginleri genellikle, dinî konularla ilgili hâdislerin, Allah tarafından Hz. Peygamber (s.a.s)’e vahyedilmiş olduklarını kabul ederler; delil olarak da,

“O (Peygamber), kendiliğinden konuşmaz; O’nun sözleri, kendisine gönderilmiş vahiyden başkası değildir.” (en-Necm, 54/3-4)

âyetini ileri sürerler. Ayrıca,

“Andolsun ki; Allah, mü’minlere büyük lütufta bulundu. Çünkü, daha önce apaçık bir sapıklık içinde bulunuyorlarken, kendi aralarından, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir elçi gönderdi.” (Âl-i lmrân, 3/164)

âyetinde sözü edilen “hikmet” kelimesinin, “sünnet” anlamında olduğunu da belirtmişlerdir. Nitekim, Hz. Peygamber (s.a.s) ve O’nun ashâbından nakledilen bazı haberler de, bu gerçeği ortaya koymaktadır. Rasûlullah (s.a.s)’tan  şöyle rivayet edilmiştir:

“Bana kitap (Kur’ân) ve bir de onunla birlikte, onun gibisi (sünnet) verildi.” (Ebû Dâvûd, Sünen, II, 505).

Hassan İbn Atiyye, aynı konuda şu açıklamayı yapmıştır: “Cibrîl (a.s.) Rasûlullah (s.a.s)’e Kur’ân’ı getirdiği ve öğrettiği gibi, sünneti de öylece getirir ve öğretirdi.” (İbn Abdilberr, Câmiu’l Beyâni’l-ilm, II, 191).

Yukarıda zikredilen âyet ve haberlerden de anlaşılacağı gibi, Kur’ân ve hadisi şerif (daha geniş ifadesiyle sünnet), Allah (c.c.) tarafından Rasûlullah (s.a.s.)’a gönderilmiş birer vahiy olmak bakımından aynıdırlar. Şu kadar var ki; Kur’ân, hadisin aksine, anlam ve kelime yönünden bir benzerinin meydana getirilmezliği (i’câz) ve Levh-i Mahfûz’da yazı ile tesbit edildiği için, ne Cibrîl (a.s.)’in ve ne de Hz. Peygamber (s.a.s)’in, üzerinde hiçbir tasarrufları bulunmaması noktasında hadisi şerif ‘den ayrılır. Hadisi şerif ise, lâfız olarak vahyedilmediği için, Kur’ân lâfzı gibi mu’ciz olmayıp, ifade ettiği anlama bağlı kalmak şartıyla sadece mânâ yönüyle nakledilmesi câizdir.

Vahye dayalı bir fıkıh kaynağı olarak hadisi, Kur’ân karşısındaki durumu ve getirdiği hükümler açısından şu şekillerde bulunur:

1. Bazı hadisi şerifler, Kur’ân’ın getirdiği hükümleri teyid ve tekit eder. Ana-babaya itâatsizliği, yalancı şâhitliği, cana kıymayı yasaklayan hadisler böyledir.

2. Bir kısmı hadisler, Kur’ân’ın getirdiği hükümleri açıklar, onları tamamlayıcı bilgiler verir. Kur’ân’da namaz kılmak, haccetmek, zekât vermek… emredilmiş, fakat bunların nasıl olacağı belirtilmemiştir. Bu ibadetlerin nasıl yapılacağını hadislerden öğreniyoruz.

3. Bazı hadisi şerifler de, Kur’ân’ın hiç temas etmediği konularda, hükümler koyar. Hadisi şeriflerin başlı başına müstakil bir teşri’ (yasama) kaynağı olduğunu gösteren bu tür hadislere, ehlî merkeplerle yırtıcı kuşların etinin yenmesini haram kılan, diyetlerle ilgili birçok hükmü belirten hadisler… örnek olarak verilebilir.

Buraya kadar anlatılanlar, hadîsi şerifler (sünnet) İslâm dinindeki önemli yerini gözler önüne sermektedir. Din açısından, Kur’ân’dan hemen sonra gelen bir hüküm kaynağı olarak hadislere gereken önemin verilerek Hz. Peygamber (s.a.s)’in sünnetine uyulması, başta Allah (c.c.) olmak üzere, O’nun Rasülü Hz. Muhammed (s.a.s) tarafından da çok kesin ifadelerle emredilmiştir. Bu konuda Kur’ân’da şu âyetlere yer verilmiştir:

“Ey Peygamber de ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyunuz ki; Allah da sizi sevsin ve günâhlarınızı bağışlasın.”(Âl-i İmrân, 3/31);

“Ey Peygamber de ki: Allah’a ve peygamber’e itâat ediniz. Eğer yüz çevirirseniz, biliniz ki Allah kafirleri sevmez.” (Âl-i İmran, 3/32;

“Allah’a ve peygamberlere itâat ediniz, umulur ki rahmet olunursunuz.” (Âl-i İmrân, 3/132);

“Peygamber size neyi getirmişse onu alın, neyi yasaklamışsa ondan sakının.” (Haşr, 59/7).

Görüldüğü gibi bu âyetlerde, Rasûlullah (s.a.s)’e itâat, Allah’a (c.c.) itâat ile birlikte emredilmiş, hatta Peygamber (s.a.s)’e itâatin Allah’a (c.c.) itâat demek olduğu açıkça belirtilmiştir.

Rasûlullah (s.a.s) da bir hadis-i şerifinde :

“Şunu kesin olarak biliniz ki, bana Kur’ân ve onunla beraber onun bir benzeri (sünnet) daha verilmiştir. Karnı tok bir halde rahat koltuğuna oturarak; ‘Şu Kur’an’a sarılın; O’nda neyi helâl görürseniz onu helâl, neyi haram görürseniz onu da haram kabul ediniz.’ diyecek bazı kimseler gelmesi yakındır. Şüphesiz ki, Allah Rasûlünün haram kıldığı şey de Allah’ın haram kıldığı gibidir.” (Ebû Davûd Sünnet, 5; İbni Mace, Mukaddime, 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV,131)

buyurarak, sünnetini küçümseyip dinden ayırmak isteyenlere karşı müslümanları uyarmış ve dinin sünnetsiz düşünülemeyeceğini vurgulamıştır.

Günümüzde hadis inkarcılığı şeklinde bir akım çıkmış, bize kuran yeter sloganıyla insanların aklını karıştırmaya, islamın temel direklerinden biri olan sünnete olan itibarı düşürmeye çalışmaktadır. Bu düşünce ile ilgili yazıları aşağıda linklerden okuyabilir ve bu konularda bilgi sahibi olabilirsiniz.

Hadis inkarcılarının görüşleri nelerdir başlıklı yazımız için tıklayınız.

Hadis inkarcılarına nasıl cevap verebiliriz başlık yazımız için tıklayınız.

 

Yorumlar