Ensaru’d Din Cephesi’nden Türkiye fetvası: İşbirliği doğru değil

Elhamdülillahi Rabbil Alemin,
Salat ve selam âlemlere rahmet olan Peygamberimiz Muhammed Mustafa (sav)’e, ailesine, ashabına ve kıyamete kadar onun yolundan gidenlerin üzerine olsun.

Suriye’deki rejim muhalifi gruplardan biri olan Ensaru’d Din Cephesi, Türkiye ile işbirliği yapma konusunda bir açıklama yayımladı. Türkiye’nin kuzey Suriye’ye müdahalesi ve muhalif grupların tavrı geniş bir biçimde ele alındı.

Açıklamada, Türkiye’nin laik-seküler bir orduya sahip olduğu vurgulandı.Türkiye’nin müdahale sebebinin Kürt devletini tehdit olarak görmeleri olduğu ve planın NATO’nun desteği sağlanarak hayata geçirilmek istendiği belirtildi.

Fetih Ordusu’nun son dönemlerde Suriye’de kazandığı başarılar hatırlatılarak, “Bu grup, Şam bölgesinde Nusayri varlığını tehdit ettiği gibi, Suriye halkının cihat kazanımlarını çalacak bütün ‘siyasi çözüm’ yollarının da önünde durmaktadır.” denildi.

IŞİD’in sapkın ve ‘fesadı yayan’ bir grup olduğunun belirtildiği açıklamada, “Her ne kadar dine, Müslüman kanına ve ırzlara yönelik saldırılarını def etmek için onlarla savaşmak gerekli olsa da, onların bu tutumları onları İslam dairesinden çıkarmadığı göz ardı edilmemelidir.” denildi. Türkiye’nin müdahalesinin Batılı çözüm odaklarının önünü açacağı ve IŞİD’in saflarını kuvvetlendireceği belirtildi.

Grup açıklamasında, Türkiye ile iş birliği yapma konusunda Hanefi alimlerden  İmam Serahsi‘den bir alıntıya yer verdi.

Dört ayrı grubun bileşenini oluşturduğu Ensaru’d Din Cephesi, genel itibariyle “muhacir” savaşçılardan oluşuyor. Cephe’nin en önemli grubunu olarak, Kafkasya Emirliği’nin Suriye kolu olan Çeyşul Muhacirin vel Ensar biliniyor. Ayrıca yapı, Fetih Ordusu koalisyonunun bir parçasını oluşturuyor.

Ensaru’d Din Cephesi’nin açıklamasının tam metni:

Türkiye’nin Kuzey Suriye Bölgesine Müdahalesine Fıkhi Bir Bakış

Hamd alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salat ve Selam Rasulullah’a, aline ve ashabına olsun. Özel olarak Suriye’nin kuzey bölgesinde ve genel olarak Şam sahasında meydana gelen ve gelişen olaylar bizlere acı vermektedir. Öyle bir problem ki, kalemler onu yazıp çizmek için hareket etmekte ve cihad sahası, bu problem hakkında verilmiş fetvalar sonucu batmaya terk edilmektedir. Bu problem hiç şüphesiz Türkiye hükümetinin kuzey Suriye’ye müdahalesidir.

Suriye’nin vakası çok fazlasıyla kompleks ve karmaşık bir yapı taşıması nedeniyle, müdahaleye katılım sağlamaya yönelik verilen fetvalar, katılımı caiz görenler ile teşvik edenler arasında münavebeli/dönüşümlü bir şekilde gelişmektedir. Bu müdahaleye katılım her ne kadar İslam hukukunda küfür olarak addedilse de, “tevil” kriteri katılım gösterenlerin tekfirine engeldir.

Geçen konulara binaen bu problem hakkında, nitelik ve hukuki bağlamda bazı değerlendirmelere tabi tutarak bir açıklama yapma gereği duyduk. Bununla beraber muhalif/karşıt kimselere gösterilecek davranış ahkâmının açıklanmasından da geri durmadık.

Şartlar ve Nitelik Bağlamında Problemin İncelenmesi

1. Problemin Türkiye Açısından Değerlendirilmesi

Türkiye hükümetinin kuzey Suriye’ye müdahalesinin altında yatan çıkar, birçok kimseye kapalı olsa da, Türkiye bu müdahale ile -Amerika ve müttefiklerinin kendi çıkarları doğrultusunda desteklediği- Türkiye’nin güney sınırında kurulacak bir Kürt devletinin doğuracağı tehlikelerden kendi güvenliğini korumayı hedeflemektedir. Bu müdahalenin altında, Suriye krizinin son bulmasını gözetleyen Rusların, Arapların ve Batılı devletlerin iradesinin olduğunda şüphe yoktur. Nitekim bu aktörlerin, derin Baas devletinin çıkarlarını ve geleceğini koruyacak ve savaşan bütün Sünni gruplarda terörist olarak adlandırdıkları kimselerle savaşılacak siyasi bir çözümün peşinde oldukları su götürmez bir gerçektir.

Sonra bu müdahalenin, Türkiye ve Amerika arasında gerçekleşen siyasi bir anlaşmanın mucibince geldiği bilinmektedir. Türkiye, Amerika ile yaptığı bu siyasi anlaşma sonucu İncirlik Üssü’nü açarak Haçlı ve Arap koalisyonuna fiili olarak dahil olmuştur. Bütün bunlar, Türkiye hükümetinin ve laik ordusunun da içinde yer aldığı NATO ile işbirliği sağlanarak sonuçlanmıştır.

Geçen konulara ek olarak bu anlaşmalar, altında çok önemli verileri barındırmaktadır. Bunlardan bir tanesi de, Suriye krizinin siyasi çözümüne fiili olarak adım atılması amaçlanmaktadır. Siyasi çözümün fiili olarak adımına, İtilaf sağlayan güçlerin Suriye rejiminin çıkarları için çalışan Ulusal Koordinasyon Komitesi ile ittifak sağlaması gösterilebilir. İtilaf güçleri, kendi hükümetlerine ait ve kendilerine bir mekan olarak “Güvenli Bölge” oluşturacaklarını, büyük toplantıların düzenleneceği ve bu toplantıların sonuçlarını, uluslararası kamuoyuna açık bir şekilde ilan etmişlerdir.

En önemli problem ise Suriye’de savaşan grupların birleşerek oluşturdukları çatı grup Fetih Ordusu’nun başarılarıdır. Nitekim bu grup, Şam bölgesinde Nusayri varlığını tehdit ettiği gibi, Suriye halkının cihat kazanımlarını çalacak bütün ‘siyasi çözüm’ yollarının da önünde durmaktadır.

2. Problemin IŞİD Açısından Değerlendirilmesi

IŞİD cemaatinin sapıklığı, aşırılığı, işlediği insanlık suçları, fesadı ve ifsadı üstü kapanacak cinsten olmadığı herkesin malumu. Ayrıca bu grubun zararları sadece Şam sahasıyla sınırlı değildir. Bütün sahalarda bu insanların mezkur özellikleri boy göstermektedir. Her ne kadar dine, müslüman kanına ve ırzlara yönelik saldırılarını def etmek için onlarla savaşmak gerekli olsa da, onların bu tutumları onları İslam dairesinden çıkarmadığı göz ardı edilmemelidir.

3. Problemin Diğer Suriyeli Gruplar Açısından Değerlendirilmesi

Suriye’de Esed rejimine karşı savaşan muhalif birlikler olarak bizler, Nusayri rejimi, IŞİD, PKK ve Koalisyon güçleri gibi birçok karşıt projeyle kuzey Suriye bölgesinde çatışma içerisindeyiz. Bu karşıt projelerle ayrı ayrı farklı yerlerde savaşmaktayız. Her ne kadar Fetih Ordusu’nun bir bileşeni olup onların direktifleri doğrultusunda hareket etsek de, Allah’ın izniyle mezkur karşıt proje sahipleri ile savaşmaya güç yettiririz.

4. Kim Kiminle Yardımlaşıyor?

Türkiye’nin kuzey Suriye bölgesine müdahalesi, Suriye’de savaşan grupların talepleri ve iradesi ile değildir. Aksine müdahaleye iten saik, bir yönden ülkenin ulusal güvenliğini sağlamak iken diğer yönden Haçlı, Arap ve Batılı koalisyonla mutabakat sağlamak olduğu aşikardır.

– Bazı İslamcı grupların bu koalisyona dahil olmamasının şart koşulması bu koalisyonun bazı şartları dikte ettiğini açık bir şekilde göstermektedir. Bu ise bilinen meşru yardım kavramından çok uzaktır.

– Müdahalenin şu ana kadar ertelenmesi, müdahalenin Türkiye ve koalisyon güçlerinin çıkarlarına odaklı olduğuna işaret etmektedir. Bu müdahalede yüz binlerce şehit vermiş, içinden milyonlarca muhacir ve mülteci çıkarmış yaralı Suriye halkının maslahatı gözetilmediği malumdur.

Fıkhi ve Hukuki Bağlamda Problemin İncelenmesi

Bu tarz kimselerle yardımlaşılması noktasında mevcut dayanak, Hanefilerin bazı sözleridir. Hanefi alimlerinden İmam Serahsi (rahimehullah) şöyle söylemektedir:

“Baği ehlinin, şirk diyarına iltica edinceye kadar adalet ehline karşı desteklenmesi, adalet ehlini müşriklerle bir olup baği ehline karşı savaşmasını helal kılmaz. Çünkü şirk ehlinin hükmü onlara açıktır. Şayet şirk ehlinin hükmü kendilerine açık olursa onlarla baği ehline karşı yardımlaşması caiz değildir. Şayet Adalet ehlinin hükmü zahir ise haricilere karşı, baği ve zimmet ehli bir kavimden yardım almasında bir problem yok. Çünkü onlar dinin izzeti için savaşmaktadırlar. Baği bir kavimden veya zimmet ehli bir kavimden haricilere karşı yardım almak köpekten yardım almak gibidir.”

İmam Serahsi’nin bu sözlerini dikkatlice okuyan kimse, bu sözlerin, bizim zikretmiş olduğumuz konular perspektifinde müdahaleye tatbik edilmeyeceği gerçeğiyle karşılaşacaktır. Bütün bunlara binaen bizler, bu müdahale ve türevleri ile koordinasyon sağlanmasını ve yardımlaşılmasını caiz görmüyoruz. Özellikle bu müdahale beraberinde batının ‘siyasi çözümü’ne imkan sağlama kolaylığını ve Müslümanların diyarına, malına ve ırzına saldırı halinde olan aşırıların saflarını daha fazla güçlendirme olanağını getiriyorsa… Bununla beraber bizler, koordinasyon ve yardımlaşma olmaksızın bu kimseleri def edecek ve çıkarlarına engel olacak makbul yollardan istifade etmeye de karşı değiliz. En doğru bilen Allah’tır.

Muhaliflere Gösterilecek Davranış Ahkâmı Bakımından Problemin Değerlendirilmesi

Bu problem, kompleks ve içinden çıkılması zor bir problemdir. Dinde bilinmesi zaruri olan ve herkese açık olan bir mesele değildir. Araştırmaya, nazara ve tahkike ihtiyaç duymaktadır. Bu nedenle bu konuda tasavvur ve akılların farklı tespitlere yönelinmesi normal karşılanmalıdır.

Şayet Ömer (radiyallahu anh) yaşamış olsaydı Bedir ehlini, ağır yükleri kendinde barındıran bu problemin çözümü için toplardı. Allah (azze ve celle)’nin şu sözünden dolayı bizlere gerekli olan ilim ehline başvurmaktır:

“Onlara güven veya korkuya dair bir haber gelince hemen onu yayarlar; halbuki onu, Resûl’e veya aralarında yetki sahibi kimselere götürselerdi, onların arasından işin içyüzünü anlayanlar, onun ne olduğunu bilirlerdi. Allah’ın size lütuf ve rahmeti olmasaydı, pek azınız müstesna, şeytana uyup giderdiniz.” (Nisa 93)

Bu konuda ortaya çıkan fetvalar zikrettiğimiz gibi farklı farklı olması sebebiyle, içtihatlarının yönüne kapılan sadık kardeşlerimiz mazurdurlar.

Ensaru’d Din Cephesi