Büyük cihad’dan küçük cihada döndük” hadisi uydurma mı ?

Elhamdülillahi Rabbil Alemin,
Salat ve selam âlemlere rahmet olan Peygamberimiz Muhammed Mustafa (sav)’e, ailesine, ashabına ve kıyamete kadar onun yolundan gidenlerin üzerine olsun.

Cihada yapılan en büyük hakaret, onu abi kardeş misali küçük büyük çeşidi var diye sınıflandırılmasıdır. Sınıflandırmanın da en büyük yanlışlığı oturup miskin ve sünepece yaşamı , ALLAHın dini uğrunda malı ve canıyla cihad edenden üstün tutulmasıdır !

Eskiden beri İslam düşmanları cihadın kendileri için arz ettiği tehlikeyi bildirmişlerdir. Cihad baki kaldıkça kendilerinin batıllarıyla yaşayamayacaklarını , devletlerinin (güç ve kuvvetlerinin) olamayacağını bildiler. Ayrıca Müslümanların tek sesle , ALLAH’ın adıyla ve O’nun bereketiyle cihadı ilan ettiklerinde önlerinde hiçbir engelin duramayacağını biliyorlar. Çünkü Müslümanlar iki iyilikten birini istiyorlar. ALLAH’da onların yardımcısıdır. Tüm bunları , yarım asırdan daha az bir zamanda dünya küresinin yarısını fetheden bu ümmetin selefinin sahifelerinden anlıyoruz.
Buradan hareketle , bu korkunç , karmaşık problemleri çözmeyi ,tefekkür etmeye başladılar. Müthiş çaba gösterib çalıştılar. Onun için de bir çok çözüm buldular. Onların en muhkemi , en başarılısı , amaçlarını en iyi bir şekilde gerçekleştireni , barışçı yollarla Müslümanları cihaddan alıkoymaktı. Hakikatten problem çözüldü. Onlar da sofralarına oturup cihaddan mustarih bir şekilde emin ve mutmain olarak yiyip içiyorlar. Ülkelere hükmedip insanları köleleştiriyorlar.
Müslümanları cihaddan geri çeviren , uzun bir zamandan günümüze dek zelil bir şekilde oturtan şey; cihadın büyük ve küçük diye ikiye ayrılmasıdır.
Dediler ki ; küçük cihad kafirlerle mücadele , büyük cihad da nefis ve şeytanla mucadeledir.Bu düşmanlar uyanık insanlardır. Biliyorlar ki insanoğlu diri kaldıkça nefis ve şeytandan kurtulamaz.

Hayatı boyunca onu cihaddan alıkoyacak bir görev verdiler kendisine . Rasulullah’ın (s.a.v.) ,Müslümanların gönlündeki büyüklüğünü bildiklerinden , kendisi için Rasulullah’ın (s.a.v.) dili üzerine uydurma bir hadis öne sürdüler. O da şudur:

“…Küçük cihaddan büyük cihada döndük….” Bunu da Müslümanların kitaplarına sokuşturdular.
Dinde aldanmış , miskin arkadaşlar (!) bunu görünce “ nefis ve şeytanla mücadle en büyük cihad olduğuna göre küçük cihadı ne yapayım” diyerek uzun tesbihini alıp , ibadetgahına çekilip nefis ve şeytanıyla mücadele ederek Rabbine ibadet etmeye başladı. İçlerinde daha hayır taşıyan bazılarında ise büyük cihadı bitirdikten sonra küçük küçük cihada niyetli olanlar da var , ancak nafile ! Bunu nasıl yaparlar?

Hadis kitaplarında bu hadisin varlığı mutlak surette yoktur.

Hatib-i Bağdadi, Cabir’den (r.anh) olan başka bir senedle rivayet eder:
“Rasulullah (s.a.v) bir gazveden dönüyordu. Rasulullah (s.a.v) onlara şöyle dedi:
“ Hayırlı bir yerden döndünüz, küçük cihaddan büyük cihada döndünüz”
“Büyük cihad nedir ? Ey ALLAH’ın Rasulü? “ dediler.
“Kulun nefsiyle mucadelesidir.” dedi
(Hatib-i Bağdadi, Tarihu’l Bağdad, C: 13; sf: 493)

Senedinde Halef b. Muhammed b. İsmail el Hayyam vardır. Hakim “O’nun hadisi sakıttır” derken , Ebu’l Yala el Halil’de “O karıştırmış , O çok zayıftır, bilinmeyen metinleri rivayet etmiş “ demiştir.
(Tehzibu’t-Tenzib: 11-261-262)
İmam İbn Teymiye şöyle der:
“Bazılarının Tebük seferi dönüşünde , Rasulullah’ın ; “ küçük cihaddan büyük cihada döndük” şeklinde söylediğini rivayet ettikleri hadisin aslı yoktur. Nebi’nin (s.a.v) söz ve fiillerini bilen hiç kimse bunu rivayet etmemiştir. Kafirlerle cihad ,amellerin en büyüğü , hatta insanın yapacağı en büyük iyiliklerdendir. Tüm bunlardan sonra sonra hadisin mevzu olduğu hususunda şubhe edecek değilim”
(El Farku Beyne Evliya-i Rahman ve Evliya-i Şeytan s. 44-45)

Az güvenilir ve tabii olan İbrahim b. Ebi Able’den şöyle rivayet edilmiştir:
“Gazadan dönenlere (Rasulullah) şöyle demiştir:
“ Şubhesiz küçük cihaddan döndünüz, bundan sonra büyük cihada , kalb cihadına ne yapacaksınız?”
(Siyer-u Alamu’n Nubela: 6/324)

Dârakutni der ki : “İbrahim b. Ebi Able kendi nefsinde güvenilirdir. Ona giden yollar safi değildir.
“Derim ki , bu sözü bu imama sözün zayıflığını beyan etmeden isnad etmek caiz değildir” diye düşünüyorum.
Bunun ondan geldiğinin sıhhatini varsaydığımızda dahi o bir beşerdir ; doğru da yapar , yanlış ta. Mucahidlere hitab etmesine rağmen masum değildir.
Kafirlerle savaştıklarında kalble olan cihada ne yapacaklarını soruyorlar?
Çünkü nefis hayatta kalabilmek mucahidi firara yöneltebilir, yahut bunun dışında bir şeye , mesela infak etmemeye sevk edebilir. O takdirde kafirlerle mücadele ettiği bir esnada , nefsiyle de mucadele eder. İbrahim’in görüşünde büyük ve küçük cihad , kafirlerle mucadelededir. Aynı anda iki cihadı bir araya getirdiğinden dolayı büyük cihad demiş olabilir.
Bunun itibara alınması ihtimali vardır. Ancak kendi ibadethanelerinde oturup , insanlardan el- etek çeken kişi aslında ne büyük ne de küçük cihad içerisindedir. Hakikatte o nefsinin arzusuna tabidir. Çünkü nefsi ona bunu sevdirmiştir. Şeytan da ona bunu süslemiştir. Sonra eğer bu büyük cihad ise , o zaman , insanlardan ayrı olarak hayatlarını ağaç yapraklarını yemekle idame eden rahipler sınıfı ile hayatlarını oruç ve kulluğa veren Budistlerin yaptıkları bu işle, dünyanın en mutlu ve bahtiyar insanları olmaları gerekir. Halbuki bunu hiçbir akıllı söyleyemez.

Dikkat ederseniz yukarıdaki uyduruk söz , ne Kutub-i Titte de , ne sahih Buhari , Muslim , ebu Davud , Tirmizi , Nesai , ibn Mâce , Ahmed bin Hanbel’in Musned”inde, ne de İmam Malik’in Muvatta’sı vs. gibi hiç bir sahih hadislerde yoktur !!
1., 2., hatta 3. derseceden sayılan hadis kitapların arasında bile bu uydurma rivayet bulunmamaktadır. Hatib el Bağdadi’nin Tarık el bağdadi isimli kitabı tarih kitabıdır. Bu yüzden aralarında uydurma olması doğladır!

Bu hadis uydurmacısının İslam ve ehline karşı kindar oluşundan şüphemiz yoktur. Sofular bunu rahatlıkla aldılar. ALLAH hepimizi bağışlasın. Sonra bu alçalış ve gerileme döneminde o kültüre mensup bazı kişiler bunu kabul etmiş ve risaleler halinde de İslami kitab evlerine sürmüşlerdir.
Kitaplarında bu hadisi savunup , onu zayıf gören veya derecesini az görenlere körü körüne saldırıyorlar. ALLAH (c.c.) bizleri ve onları doğrı yola hidayet etsin. ALLAH yolunda cihada denk gelecek hiçbir şey yoktur. Bu delil itirazlara yeter.

Muslim’de ve diğer muteber hadis kitaplarında, Numan bin Beşir’den yapılan rivayette diyor ki:
“Peygamberin yanında bulunduğum bir sırada Müslümanlardan birinin şöyle dediğini işittim:
“İslam’la şereflendikten bu yana, hacılara su dağıtmaktan başka hiç işle meşgul olmam ve başka bir işe önem vermem.”
Bir başkası: “Ben de öyle” dedi. “İslamiyetle şeref bulduktan sonra, Mescid’i-l-Haram’ı onarmak ve bakmaktan başka hiçbir işe önem vermedim ve vermem.”
Onların bu konuşmalarına kulak misafiri olan Ali (r.anh) onların sözlerine karıştı:
“ALLAH yolunda savaşmak sizin anlattığınız işlerden çok çok daha üstündür.”
Orada bulunan Ömer (r.anh): “ALLAH Rasulunün minberi yanında yüksek sesle konuşmayın” diye onları ikaz etti.
Sonunda, namazı bitirdikten sonra meseleyi ALLAH’ın Rasulunden sorduk. ALLAH’ın Rasulu sorumuzu yüce ALLAH’a arzetti. Yüce ALLAH da az sonra, Tevbe suresinin 20. ayetini indirdi.

Tevbe 20 : – İman edip de hicret edip, mallarıyla, canlarıyla ALLAH yolunda cihad edenler, ALLAH katında en büyük dereceye sahibtirler. İşte bunlar murada ermiş olan mutlu kullardır.
ibn Teymiyye – (El Furkan Beyne Evliyai’r-Rahman Ve Evliyai’ş-Şeytan- ALLAH’ın Velileri İle Şeytanın Velileri Arasındaki Fark – Kuşkusuz, Kafirlerle Savaşmak En Büyük Cihaddır başlığı)

وعنه رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ] قِيلَ يا رسول اللّه مَا يَعْدِلُ الْجِهَادَ في سَبِيلِ اللّه؟ قالَ َ تَسْتَطيعُونَهُ. فَأعَادُوا عَلَيْهِ مَرَّتَيْنِ أوْ ثَثاً كُلُّ ذلِكَ يَقُولُ َ تَسْتَطىعُونَهُ. ثُمَّ قَالَ: مَثَلُ المُجَاهِدِ في سَبِيلِ اللّهِ كَمَثَلِ الصَّائِمِ الْقَائِمِ الْقَانِتِ بآياتِ اللّه َ يَفْتُرُ مِنْ صِيَامٍ وََ صََةٍ حَتَّى يَرْجِعَ المُجَاهِدُ [. أخرجه الستة إ أبا داود .
Ebu Hurayra’den (r.anh) rivayetle Nebi’ye (s.a.v) soruldu:
“ALLAH yolunda cihad etmeye denk ne var?”
“Güç yetiremezsiniz” dedi.
Üçüncüsünde : “ALLAH yolunda cihad edenin misali, ALLAH yolunda cihad edenin , evine dönünceye kadar gündüzleri oruçla , geceleri de ibadet ve kıyamla geçiren adamın misali gibidir” dedi.
(Muslim, İmare: 29 ; Tirmizi , Cihad : 1)

Yine ondan rivayetle bir adam :
“Ey ALLAH’ın Rasulu! Cihada denk gelebilecek bir ameli bana göster “ dedi . Rasulullah (s.a.v) : “Bulamıyorum” dedi .
Sonra : “Mucahid çıktığında sen de mescidine girip , kesintisiz gece kıyam (namaz) edib , (gündüzleri) oruç tutup iftar edebilir misin?”
“ (Adam) : “Kim bunu yapabilir?” dedi.
(Buhari , Cihad: 2)

Ebû Hurayra’dan: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
«Eğer ummetime meşakkat yüklemiş olmasaydım Allah yolunda hiç bir seriyyeden geri kalmazdım. Fakat onları bindirecek binek bulamadım, onlar da bundan sonra binecek vasıta bulamaz. Benden sonra benim gibi her sefere çıkamamak onlara ağır gelir. Halbuki ALLAH yolunda savaşıp öldürülmeyi, sonra diriltilip tekrar öldürülmeyi, sonra diriltilip tekrar öldürülmeyi ne kadar çok isterdim.»
(Buharı, Cihad, 56/119; Muslim, İmaret, 33/103- 106; Muvatta ; cihad : 40)

– Ebu Hurayra (radıyALLAHu anh) anlatıyor:
“Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
“Kim ALLAH iman ederek ve va’dini tasdik ederek, ALLAH yolunda (kullanmak üzere) bir at “tutarsa”, bu atın yediği, teri, gübresi, bevli kıyamet günü terâzisine girecektir, yani sahibine sevab olacaktır.”
(Buharî, Cihâd 46; Nesâî, Hayl 11; Kutub-i sitte : 980)

– Râşid İbnu Sa’d, ashaba mensub birinden naklen anlatıyor:
“Bir zât Rasûlullah’a gelip: “Ey ALLAH’ın Rasûlu, niye şehid dışında kalan mu’minler kabirde imtihan edilirler ?” diye sordu.
Rasûlullah şu cevabı verdi: “Şehidin ölüm anında tepesinin üstünde kılıç parıltısını hissetmesi imtihan olarak ona kâfidir.”
(Nesâî, Cenâiz 112; Kutub-i sitte : 994)

Abdu’l-Habîr İbnu Kays İbni Sabit İbni Kays İbni Şemmâs an ebîhi an ceddihi (radıyALLAHu anh) anlatıyor:
“Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a Ummu Hâlid adında bir kadın yüzü örtülü olduğu halde gelerek ALLAH yolunda öldürülmüş olan oğlu hakkında sormak istedi.
Ashab’tan biri kadına: “Sen, yüzü örtülü olduğun halde gelip oğlundan mı soracaksın?” dedi.
Kadın: Oğlumu kaybetti isem de hayamı kaybetmedim” dedi.
Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) kadına: “Oğlun iki şehid mukâfatı elde etmiştir!” dedi.
Kadın: “- Bunun sebebi nedir, ey ALLAH’ın Rasûlu?” diye sorunca;
şu cevabı verdi: “Çünkü O’nu Ehl-i Kitab öldürdü!”
(Ebu Dâvud, Cihâd 8, (2488); Kutub-i sitte : 996)
Enes bin Mâlik (r.anh), Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Her ummetin ruhbanlığı vardır , benim ummetimin ruhbanlığı Aziz ve Celil olan Allah yolunda cihaddır”
(Ahmed bin Hanbel, Musned, C. 3, Sf: 226; Heysemi, Mecamu’z-Zevaid, 5/278)
– Ebu Hurayra (r.anh) şöyle demiştir:
Rasûlullah (s.a.v)’den işittim şöyle diyordu:
“Canım elinde olan ALLAH’a yemin olsun ki mu’minlerden bir kısmının benden ayrı kalmalarına üzülmeyeceklerini bilsem ve onları bindirebilecek binitler temin edebileceğimi bir bilsem. ALLAH yolunda savaşa giden hiçbir mufrezeden geri kalmazdım. Canım elinde olan ALLAH’a yemin olsun ki ALLAH yolunda ölüp dirilmeyi sonra diriltilip tekrar öldürülmeyi ve yine öldürülmeyi isterdim.”
(Buhârî, Cihad ve Siyer: 7; sunen-i Nesai : 3101)

– İbn Ebî Amîra (r.anh)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Müslümanlar arasında hiçbir Müslüman yoktur ki Rabbi onun ruhunu aldıktan sonra tekrar size geri dönmek istemez, dünya ve içindekilerin hepsi kendisine verilse bile… Ama şehid böyle değildir.” (O tekrar dirilip yine tekrar şehid olmak ister)

İbn Ebî Amîra diyor ki: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
“ALLAH yolunda şehid olmayı göçebe ve yerleşik hayat yaşayanların elde ettikleri her şeye tercih ederim.”
(Musned: 17221; sunen-i Nesai : 3102)

_Ebu Said el Hudri (r.anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir:
Tebük savaşı olduğu yıl Rasûlullah (s.a.v), sırtını devesine dayayıp insanlara bir konuşma yaparak şöyle buyurdu:
“Size insanların en hayırlısı ile en şerlisini haber vereyim mi? En hayırlı kimse ölünceye kadar atının veya devesinin sırtında veya yaya olarak ALLAH yolunda gayret eden kimsedir. En şerli kimse ise; ALLAH’ın Kitab’ını okuyup da gerekenleri yerine getirmeyen kimsedir.”
(Musned: 11124 , sünen-i Nesai 3055)
(Yani cihad ayetlerini okuyub da gereğini yerine getirmeyendir ! -Ve diğer hükümler için de böyledir)
– Ebu Hurayra (r.anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“ALLAH’ın azabından korkarak gözyaşı döken bir kimse süt memeye tekrar girinceye kadar ateş o kimseyi yakmaz. ALLAH’ın dinini yeryüzünde hâkim kılmak için gayret eden kimsenin çıkardığı toz ile Cehennem dumanı bir araya gelmez.”
(Tirmizî, Fedailu’l Cihad: 8; Dârimi, Cihad: 8 , Sunen-i Nesai 3057)

Yine Ebu Hurayra (r.anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Bir kafiri öldürüp sonra da Müslümanca yaşamaya devam edip, Müslümanca ölen kimse; o kafirle beraber Cehennemde olmaz. ALLAH yolunda gayret ederken çıkarılan toz ile Cehennem ateşi bir araya toplanmaz. Kulun kalbinde iman ile hased bir arada olamaz.”
(Tirmizî, Fedailu’l Cihad: 8; Dârimi, Cihad: 8; sünen-i Nesai, 3058)

لا تزال طائفة من امتى تقاتل على الحق حتى ينزل عيسى بن مريمعليه السلام عند طلوع الفجر ببيت المقدس ينزل على المهدى فيقال تقدم يا نبى الله فصل بنا، فيقول هذه الامة امراء بعضهم على بعض

“Tulu-i Fecirde, Beyt-i Makdis’de İsa bin Meryem (a.s.) nazil oluncaya kadar ummetimden bir taife, daima hak üzerine mukatele (cihad) edecektir. O vakit İsa (a.s.), Mehdî’nin üzerine nuzul eder.
Ona “Ey ALLAH’ın Nebîsi! Öne geç, bize namazı kıldır” denir.
O da : “Bu ummetin imamı kendisindendir, onların içinden birisi daima diğerlerine imamdır” der.
(Yâni Mehdî’nin imamete geçmesini emreder)”
(Fetava-i Hadîsiyye, İbn-i Hacer-i Heytemi-38)
Ummetimden bir taife, hak üzere cihaddadır. Kıyamete kadar galib olarak devam eder.
(İbni Asakir)
Hakkın yardımı ummetimden bir taife üzerine Kıyamete kadar devam eder. Bunları terk edib ayrılanların bu taifeye bir zararı olmaz.
(İbni Mâce)
Ummetimden bir taife, düşmanlara galip olarak hak üzere cihad ederler. Hatta sonuncu taife, Deccal ile savaşır.
(Ebu Davud)
Ummetimden bir taife, ALLAH’ın emriyle hak üzere hareket etmekte devam eder.
[Buhari]
Rasulullah’ın (s.a.v) ashabından bir kişi tatlı su kaynaklarının bulunduğu bir vadiden geçti.
“İnsanlardan el etek çekip bu vadide kalsam? Ancak Rasulullah’tan (s.a.v) izin almadan bu işi yapmam” diye düşündü.
Bunu Rasulullah’a (s.a.v) söyleyince;
Rasulullah (s.a.v) : “Yapma ! Şubhesiz ALLAH yolundaki birinizin (yaptığı cihad) fazileti , evindeki yetmiş yıl namazından daha efdaldir. ALLAH’ın sizi bağışlamasını ve cennetine koymasını istemez misiniz? ALLAH yolunda cihad ediniz . Devenin iki süt arası müddeti kadar ALLAH yolunda savaşanlara cennet vâcib olmuştur”
(Tirmizi , Cihad: 17)

Bu son hadiste , cihadı ekber iddialarını tamamen çürütmektedir. Çünkü bu sahabe Rasulullah’tan (s.a.v) insanlardan ayrılıp nefsiyle cihad etmek için istekte bulunmuş, Rasulullah onu bundan men etmiş ve ondan daha iyisine irşad etmiştir. Sonra bu hadiste dikkat edilmesi gereken başka bir espiri de var.
Rasulullah’ın (s.a.v): “Kim devenin iki süt arası kadar ALLAH yolunda cihad ederse Cennet ona vacib olur..” sözünün genelinden hareketle , ALLAH yolunda cihad edenler , öldürülse de , öldürülmese de cennetle müjdelenmiştir.
Hadiste geçen “fukava nakati” ,iki süt arası dönem veya sütün sağılıp tekrar sütün memelere dönünceye kadar ki zamandır.
(El-Misbahul Munir s. 484)

Bununla bahsedilen o hadisin mana ve sened bakımından batıl olduğunu öğrendik. Ondan başka ibadete layık ilah olmayan ALLAH’a hamd oldun. Klavyeyi bırakmadan önce şunu söylemek istiyorum. Bu düşünce (nefis ile cihad) tamamıyla sofuca bir düşüncedir. Kökeni İslam düşmanlarına dayanmaktadır. Onu bırakıp arkamıza atmalıyız. Nebi’nizin (s.a.v) nasihatine dönünüz:
“Cihad , şubhesiz ona hiçbir şey denk gelemez.”
Bu nasihatta , sizin için tüm kötülükleri isteyen (bu kötülükler ona dönsün) komplocu düşmanınızın ithal düşüncelerinden sizleri müstağni kılacak güzellikler var.
Dolayısıyla cihad hususunda yazılmış eserlerde çağdaş bazı yazarların bu hadisten etkilenerek yaptıkları gibi “büyük cihad” ya da “nefsle cihad” diye isimlendirmelerinden etkilenmemek gerekir.

Buradan benim nefisle mucadeleyi inkar ettiğim veya ona değer vermediğim kesinlikle anlaşılmasın. Aksine bu konu cihada teşvik , ALLAH yolunda ölme sevgisine has olup , iki şey arasında zihni bulandırmaktan uzak tutmak gerekir. Onu cihadın iki çeşidini söylediğimizde, sanki onlardan birini seçme serbestliğini veriyoruz. Acaba birini diğerine tercih ettiğimizde durum ne olur?

Bunu tasavvur edebiliyor musunuz?

Dedikleri gibi , her makama söz vardır. İslam ummetinin hac rukunlarını öğrenmeye muhtaç olduğu , Zilhicce ayında Ramadan orucunun hükümlerinden bahsetmemiz hikmetten değildir. Halbuki iki konuda haktır ve ikisi de doğrudur.
İşte buradaki selefi salihinin anlayışları söyledikleri ve yazdıklarındaki fıkıhları ortaya çıkıyor. Cihad ile ilgili kitaplarında ; ALLAH yolunda cihad etmenin fazileti , ALLAH yolunda ölmenin fazileti , sahabe ve onlara tabi olanların kahramanlık haberlerinden başka bir şey bulamazsınız. Bununla birlikte nefisle mücadele etme tarafını da ihmal etmezler . Onun için ayrı bir mevzu tahsis edip ismini de “zuhd” koymuşlardır. Konuyu daha fazla dallandırıb budaklandırmadan burada bitirmemiz yerinde olacaktır. Samimi kardeşlerimiz bilirler ki ALLAH rasulu sözü geçen hadisi ! cihaddan gelirken söylediği rivayet edilir. Sizde cihada gidin sonra söyleyin.Hem sünnet de budur. Rasulullah bile küçükten başlamıştır ! Merdivene çıkmaya en son basamaktan başlanmaz Bunu böyle bilelim .

“Muhammed’in nefsi elinde olana yemin ederim ki ALLAH yolunda savaşmayı öldürülmeyi sonra tekrar öldürülmeyi sonra tekrar savaşıp öldürülmeyi isterim.” (Buhari, Muslim)

Kaynak : http://www.mumsema.org/…/214910-nefisle-cihad-en-buyuk-ciha…