Besairu’l Kur’an Tefsiri

TEFSİR HAKKINDA YAZARIN GÖRÜŞLERİ

İmam Hatip yıllarında direk ve en direk Kur’an’ı anlatan Arapça ve Türkçe kitaplara yö­neldim. Kulluk kitabımızı ve onun pratiği olan Resûlullah efendimizin sünnetini tanımadan Allah’ın istediği kul­luğu yaşayabilmemin im-kânsızlığına olan kesin inancım, beni yoğun bir şekilde vahye yönlendirdi. Kur’an’la alâkalı bir altyapımın oluşması için önce çeşitli meâllerden sayısını şu anda hatırlayamayacağım ka­dar hatim indim. Her hatmimde Besâir olan kitabımız bana derin ufuklar ve bakış açıları kazandırdı. Bu arada Kur’an’la beraber başta kütüb-i sitte olmak üzere hadis kitaplarını okudum. Sünnetin, Kur’an’ın ikinci derecede müfessiri ve beyân edicisi olduğuna inan­cım, beni yoğun bir şekilde sünnetle meşguliyete yönlendirdi. Sün­netle beraberliğim Kur’an’ı daha güzel anlamama yardımcı oldu. Daha sonra Arapça Türkçe bugüne kadar yazılmış tefsir kitaplarını okumaya çalıştım. Bende kitabımızla alâkalı bir alt yapının böylece oluştu­ğunu hisseder etmez, hemen çevrem­den gruplar kurup anlat­maya başladım. Öğrendiğim bölümleri ders grupla­rıma anlatmaya baş­ladıktan sonra kitabımıza vukufiyetim daha da derinleş­meye baş­ladı. Anlatarak daha güzel öğrenme imkânına ulaşmayı bizzat tec­rübe ettim. Bunun için her yıl anlattığım grupları artırdım. Kitabımızı bö­lümlere ayırarak 40-45 civarın­daki gruplarıma anlatmayı yoğunlaştır­dım. Bu arada ders grupla­rından bazı arkadaşlar bu dersleri kasetlere alarak daha geniş kitlelere ulaştırmayı denediler. İlk planda 40 kadar kaset piyasaya yayıldı. Dinleyenlerden memnuniyet beyanları gel­meye başlayınca, bir 40 kaset daha yapıldı. Daha sonra baştan sona Bakara sûresi çıktı. Bu kasetler pek çok müslümanın evine girdi, bir çok radyo bu kasetleri yayınladı. Allah’ın yar­dı-mıyla pek çok müslüman Kur’an ve sünnete yöneldi. Okuyanlar, araştır­maya yöne­lenler çoğaldı. Daha sonra pek çok müslümandan bu derslerin kitap ha­line getiril­mesi ve bilhassa ders yapan müslümanların istifadesine sunul­ması konu­sun-da yoğun talepler geldi. Hattâ bizzat ya da telefonla bana ulaşan bir çok kardeşimiz çevrelerine Kur’an anlatmaya başla­dıklarını, bu kasetleri yazıya aktarıp istifade etmek için uğraştıklarını, kasetlere alınan bu sohbetlerin ya­zıya dökülmesinin kendileri için çok yardımcı olacağını söylediler. Bunu ciddi ciddi dü­şündüm. Zaman zaman vahiy öğrenip, onunla kendilerini diriltip, et­rafları-nın dirilişini de kendilerine dert edinmiş samimi müslümanlara teşvik olsun diye ça­lışma notlarımdan fotokopiler gönderdim. Ama çok uzaktaki müslü­manların bu bilgilerin kitap haline dönüşmesi talebi ısrarla devam etti. Oturup bir kenarda donuk bir kitap yazmayı sevmediğim için kitabın bu derslerden oluşmasını uygun gördüm. Çünkü erke­ğiyle-kadınıyla, genciyle-yaşlısıyla, talebesiyle-esnafıyla her sınıf insanın arasında, onların hayatlarına indirgeyerek, örnekleyerek oluşacak bir kitabın daha güncel, daha canlı ve kalıcı olabileceğini düşündüm. Ders grubu arkadaşlarımın arasında en az beş kere anlattı­ğım ve her anlatışımda biraz daha olgunlaştırdığım her bir Kur’an bölümünü altıncı veya yedinci anlatışımda cebimde taşıdığım teyibe kay­dettim. Bu kasetleri yine burada şükranla yad ettiğim bir grup talebe kar­deşim büyük bir gayret ve samimiyetle çözüp kâğıda aktardılar. Rabbim hepsinden razı olsun. Yazıya aktarılan bu metinler üzerinde bilgisayarda çok az bir tashih çalışması yap­tıktan sonra Rabbime sonsuz şükürler ol­sun ki, siz değerli Kur’an dostlarına bir kitap halinde sunmaya bizleri muvaffak kıldı. Sadece bir tek müslümanın bile bu çalışmam vesîlesiyle hidâyete ulaşması, benim için dünya ve içinde­kilerin tamamına sahip olmaktan daha büyük mutluluk sebebi olacaktır. Bizden önce bu kitabı anlamaya çalışmış, anladıklarını bizimle payla­şarak bizim dirilişimize sebep olmuş selefimizden Allah razı ol­sun. Bizler sadece onların kitaplarını okuyarak kitabımızı öğrenmeye, öğrendiklerimizle kendimizin ve çevremizin dirilişine vesile olmaya çalıştık. Her müslümanın görevi budur. Her müslüman vahyi okumak, öğrenmek, kendinin ve ulaşabil­diği çevresinin dirilişine vesile olmakla mükelleftir. Ben sadece kitabımızla alâkalı söz söyleme yetkisine sa­hip olan selefimizin yazdığı kitaplar aracılı­ğıyla, kitabımızın bana söylediklerini sesli düşünerek çevremdekilerle pay­laşmaya çalıştım. Pek tabiidir ki bunlar benim kitabımın bana söyledikleridir. Bunlar be­nim kitabımdan anladıklarımdır. İnşallah sizler de okuyun, sizler de başvurun kitabınıza, sizin kitabınız da size benim anladıklarımdan çok daha mükemmel anlayışlar kazandıracaktır. Değilse yirmi yıldır Kur’an anlatmaya çalıştığım hiçbir müslümanı kendi anlayışıma ça­ğırmadım. Hiç kimseye; Benim gibi düşünün, benim gibi anlayın, benim gibi yaşayın, beni örnek alın, beni takip edin demedim. Ömrüm boyunca Allah kullarını vahye çağırdım. Ben bu kitabı ve bu kitabın pratiği olan Resûlullah efendimizin sünnetini okuyup öğrenmeye çalı­şıyorum. Gelin siz de mutlak doğru olan Allah kitabına ve yasal örne­ğimiz olan peygambere yönelin. Bizi ve bizim gibileri örnek alırsa­nız, biz de çakılır kalırsınız. Ancak bizim kadar müslüman olabilir, bizi bir adım öteye geçemezsiniz dedim. Yıllardır müslümanların arasında yaptığım Kur’an sohbetlerim­den olu­şan bu kitabım elbette temel değildir, eksiksiz, kusursuz değil­dir. Elbette benim anlayışımın dışında da çok güzel anlayışlar vardır. müslümanların dinine zarar verecek bir yanlışımı tespit eden kardeş­lerimin Allah için kardeşini uyarmaları bir kardeşlik görevidir. Bu sohbetlerimle, bu çalışmamla ilkokul seviyesinde eğitim görmüş, Arapça bilmeyen müslüman kardeşlerimi hedefledim. Her meslekten, her seviyeden halk tabakasından oluşan insanlarla ders yaptım. Bu yüzden ilim ehlini ilgilendiren bir çok tartışma konularına girmemeye özen gösterdim. Çünkü bu tartışmaların pek çoğu onların dünyasını pek fazla ilgilendirmiyor. Gramer üzerinde fazla durmadım. Harfî mânâ ve irap üzerinde de fazla yoğunlaşmadım. Selefimiz Allah kendilerinden razı olsun bu konular üzerinde uzun uzun bilgiler vermişler. Ben sohbetlerimde daha ziyade; Rabbim burada bana ne dedi? Rabbim bu âyetinde benden ne istedi? Ben bu bölümü nasıl anlayacağım? Bununla hayatımı nasıl düzenleyeceğim? Daha çok bu konu üzerinde yoğunlaştım. Âyetlerin daha güzel anlaşılabilmesi için sosyal hayatımızdan örneklemeye çalıştım. Pek tabiidir ki yazı diliyle konuşma dili arasında çok farklılıklar vardır. Yazı dilinin cümle kuruluşlarıyla, konuşma dilininkiler çok farklıdır. Yazı dilinde özne, yüklem, tümleç uyumu vardır. Ama konuşma dilinde bunların düzgünlüğüne riâyet zordur. Onun için konuşma di­linden oluşan elinizdeki bu kitabımı okurken çok zorlanacağınızı bili­yorum. Konuşma dilindeki yüklem tekrarlarının, dinleyenlerin anlayışına yardımcı olmasına karşılık, yazıya aktarılışı sebebiyle bunun tamamen aksine sizi sıkacağını da biliyorum. Bir de üstelik ilk okul sevi­yesinde eğitim görmüş insanları hedeflediğim için, konuşmalarımda ısrarla kitabî cümlelere yer vermemeye çalıştım. Vasat tahsil seviyesindeki insanların anlamakta güçlük çekecekleri kitabî cümlelerden ısrarla kaçındım. Çünkü bugüne kadar pek çok insana kulluk kitabını anlayabilmeleri ve Allah’ın istediği gibi kul olabilmeleri için okumalarını tavsiye ettiğimizde, genellikle müslümanların şu mevcut yazılmış kitapları anlamakta zorluk çektiklerini, bu konudan şikâyet ettiklerini çok duymuşumdur. Onun için halkın anlayabileceği bir dil kullanmaya çalıştım. Tabii burada bu konuşmalarımı kasetlerden yazıya aktaran kardeşlerimin Türkçe dilbilgisi kapasiteleri de etkili olmuştur. Konuşmanın neresinde virgül, neresinde ünlem, neresinde nokta konacağı, nerede paragraf yapılacağı pek tabiidir ki onların dilbilgisi bilgisiyle sınırlı olmuştur. Ezcümle bugüne kadar çokça kitap okumuş, kitabî cümlelere alışmış kardeşlerimden bu kitapta karşılaşacakları yazı diline ters gelebilecek cümle kuruluşlarından ötürü bağışlamalarını dilerim. Yine elinizdeki bu kitap, takriben yirmi yıl içinde sadece bir grup içinde değil, yüzlerce grup içinde yapılan sohbetlerden oluştuğu için tekrarlar olabilecektir. Bir gruba anlattığım bir örneği, bir başka gruba tekrar anlatma gereği duymuşumdur. Bir grupla tanımaya çalıştığımız bir âyetin yorumuyla ilgili söylediklerimi bir başka grupla tanımaya çalıştığımız benzer başka bir âyetin yorumunda da söylemişimdir. Üstelik bu sohbetleri yaptığımız ilk yıllarda bunların bir kitaba dönüşeceği fikrimin de olmayışından ötürü, okuyucu için bu tür tekrarların sıkıcı olabileceği endişesini de taşıyorum. Bütün bu olumsuzlukların yanında bilhassa Kur’an’ı çevrelerine anlatma gayreti içinde olan kardeşlerimizin istifade edebileceklerine inancım sonsuzdur. müslüman-arın istifade etmeleri, başkalarına da duyurmaları, duadan eksik etmemeleri dileğiyle.