Ben cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etmeleri için yarattım. ( Zariyat 56.ayet )

Kur’an Tefsiri Büyük Kur’an Tefsiri ( Ali Arslan )

Yaratmaktan Maksat

«Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım» ( Zariyat 56. ayet ) ayeti hakkında İbn Cerir ve İbn Ebi Hatim, İbn Abbas’ tan şöyle rivayet etmektedirler: «İsteyerek veya istemeyerek bana kulluğu ikrar etsinler diye yarattım». Bu rivayetten bir insan iba­deti kabul ederse, ibadetin farziyetini ikrar ederse, tatbikat eksikliği varsa da kâfir olmadığı anlaşılıyor.

Ahmed, Tirmizi ve İbn Mace, Ebu Hureyre’den şöyle rivayet ediyorlar: «Allah: «Ey Ademoğlu! Benim ibadetim için boşal. Senin göğsünü zenginlikle doldurayım. Fakirliğini örteyim. Aksi tak­dirde senin göğsünü meşguliyetle doldurur, fakirliğini de kapat­mam» buyurmaktadır.

Ayet metninde önce cin, sonra da insanlardan bahsedilmiştir. Çünkü cinler varlık bakımından insanlardan öncedir. Cinden mak­sat, insanlar ile meleklerin zıddı olan zümredir. Melekleri Cenab-ı Hak bu ayette zikretmemektedir. Çünkü meleklerin ibadet etmesi zaten teslim edilen bir durumdur. Bu ayet sadece peygamberleri yalanlayanların yaptıklarını açıklamak için gelmiştir. Zira onlar Allah’a ibadeti terketmişlerdir. Halbuki ibadet için yaratılmışlar­dır. Bu ise meleklerde olmayan bir şeydir. Onlar kereme uğramış kullardır. Allah’a ibadetten istinkâf etmezler.

Bazıları «Rasûlü Ekrem meleklere gönderilmediği için onlardan bahsedilmemiştir» demişlerse de, sıhhatli görüşe göre Hz. Peygamberin risaletinin umumi olduğudur. Bazıları «Cinler melekleri de kapsar. Çünkü cinnin mânâsı görünmez demektir. Melekler de görünmezler» demiştir.

Bazıları «Melekleri mahlûkat makamında zikretmek sıhhatli değildir. Çünkü onlar ruhlar gibi emr âlemindendirler. Bu ise mahlûkat âleminin tam karşıtıdır. Bu iki âleme «Halk da emir de onundur» ayetiyle işaret edilmektedir.» derler. Fakat bu görüş «O her şeyin yaradanıdır. Halk da emir de O’nundur» ayetiyle redde­dilmektedir. İbadet zilletin varılan son noktasıdır.

Ayetin zahirinden anlaşıldığına göre ibadetten maksat ihtiyari olarak yapılandır. Teshiri olarak meydana gelen ibadet ise bütün mahlûkat içindir. Zira bütün mahlûkat insanın mahlûk olduğuna dikkatini çeker ve kendisinin de hikmet sahibi bir ustanın sana­tı olduğunu vurgular. Burada aynı zamanda secde tabiri de kulla­nılmıştır: «Köklü olan veya olmayan ağaçlar ona secde ederler».

Bazıları «İbadet burada tevhid manasınadır» demiştir. Çünkü İbn Abbas’tan gelen rivayete göre Kur’an’da nerede ibadet sözü geçerse orada tevhid mânâsı kastedilir. Yani, «Bütün cinler ve in­sanlar beni ahirette birlerler)). Müminin dünyadaki tevhidi zaten ortadadır. Müşrik’in tevhidine gelince, ona da «Sonra onların fit­neleri olmadı, ancak dediler ki: Rabbimiz Allah’a yemin ederiz, biz müşrikler değildik)). İşte ateşe herhangi bir kâfir girmez şek­lindeki hüküm bu yoruma binaen verilmiştir. Veya maksat, Kelbi’nin işaret ettiğine göre, mümin şiddet ve genişlik zamanlarında Allah’ı birler. Kâfir ise sadece şiddet ve belada Allah’ı birler. Fa­kat nimet ve genişlikte Allah’ın birliğini ikrar etmez.

Mücahid, «Liya’budûnî» fiilinin mânâsı, beni tanısınlar de­mektir» demiştir. Buradaki sır şudur: Ancak Allah’ın ibadetiyle meydana gelen marifet muteberdir. İbadetsiz meydana gelen, fel­sefecilerin marifetine benzeyen marifet fayda verici ve muteber değildir. Bu güzel bir yorumdur. Çünkü eğer Allah onları yarat-masaydı Allah’ın varlığı ve tevhidi bilinmezdi. Oysa bir hadisi kudsî de «Ben gizli bir hazineydim. Bilinmek istedim. Halkı yarat­tım ki bilineyim» denilmektedir.

İtiraz edilerek şöyle denilmiştir: Sıhhatli olan marifet herkes­te tahakkuk etmemiştir. Belki bazıları (tabiatçılar gibi), Allah’ın varlığını inkâr etmişlerdir. Hadisi bu şekilde Sadedddin Said «Medarik» adlı kitabında zikretmiştir. Mühyiddin bin Arabi de Fütuhat’ında başka bir lâfızla zikretmiştir. Hadis hafızları ise buna itiraz etmişlerdir. İbn Teymiye «Bu, Rasûlullah’ın kelâmından değildir. Ne sahih ne de zayıf bir senedi bilinmemektedir» der. Ha­fız İbn Hacer de .böyle demiştir. Sufilerden hadis rivayet edenler bunun naklen sabit olmadığını kabul etmekle beraber «keşfen sa­bit olduğunu» iddia ediyorlar. Fakat keşfen sabit olmak ve sıhha­ti tashih edilmek sadece sûfüere mahsus bir adettir.

  1. ayette geçen «Zenub» kelimesi nasib, pay demektir.

«Onların afkadaşlarımöan. maksat, kendilerinden Örîce gelip geçen ümmetlerdir. «Zenub» kelimesinin esası dolu veya doluya yakın, içinde su bulunan büyük bir kova demektir. Kova boş ise ,ona zenub denilmez. Burada mutlak pay mânâsında kullanılmış­tır ki o pay isterse hayr isterse şer olsun.

Madem ki Allah Teâlâ’nın cinleri ve insanları kendisine kul­luk etsinler diye yarattığı sabit oldu, madem ki Allah’ın insanlar­dan rızık istemediği sabit oldu, o halde kesinlikle zulmedenlerin de arkadaşlarının payı gibi bir azap payı vardır.

«Kâfirler için va’dedilen gün»den maksat, bir görüşe göre Be­dir Günü’dür. Diğer bir görüşe göre ise Kıyamet Günü’dür. Kıya-mei, Günü olması ihtimali daha kuvvetlidir. Çünkü bir sonraki su­renin başlangıç ayetlerine daha uygun düşmektedir